BAŞKA TÜRLÜ BİR ANLATICI/ YAŞAM SANATÇISI

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/05/Foto-5-Copy-1280x1488.jpg

Arbil Çelen Yuca ile masalların yolunda yaşam sanatçısı olmanın ne demek olduğuna dair röportaj gerçekleştirdim.
AC: Kendinizi bir anlatıcı ve yaşam sanatçısı olarak adlediyorsunuz. Kimliğinizin felsefesi nedir?
AÇY: Herşeyin birbiriyle ilişkisinin hikayesindeki büyünün derinliği benim felsefemin temeli. Mary Oliver bu biricik hayatınla ne yapacaksın diye sorar. Neruda’nın sorular kitabı da ne yapacağımıza sorularla dokunur, her şeyin birbiriyle ilişkisine dairdir dizeler, soruların içinde cevapları gizlidir. Aslında çocukken hepimizin aklından geçmiş sorulardır, kimimiz sorabilmiş kimimiz modellediği yetişkinlerin diline çekilmiş, aslında en büyük hediye biricik olma halimizi kendi kendimize uyguladığımız şiddetle sürüye kurban etmişizdir. Sigortalı işler, ilişkiler, en son cep telefonu modeli, üç kredi kartı ile ayın sonunda nefessiz kalmak… Aslında hayat bu değildir. Ancak hayatın yan sanayisi ‘’sistem’’ her parçasını gece gündüz birbirine benzetmeye çalışır, sürü psikolojisi sistemin işine gelir, kötü ya da iyi olduğu için değil, işletim için böylesi veri akışını kolaylaştırdığı için. Anlatıcı yanım, tüm bu hallerin altını çizmek yerine büyütüp neonlamayı seviyor!
Aslında bizleri sahildeki çakıl taşları düşünsek, bir çocuk için hiçbiri aynı değilken bir yetişkin eş değer bulabilir yüzlercesini.


AC: Hikayelerinizi oluştururken nelere dikkat ediyorsunuz?
AÇY: Toltek bilgelerinin yolunda dört ana madde var, ilk madde kelimelere dairdir. Yazdığım kişiye özel masallarım için, özden bakabilme hali önce kelimeleri sevgi dilinden seçmeyi gerektirir, sonra herkesin hikayesinin kahramanı olduğunu bilip, işittiklerimizle bir başka hikâyede kahramanlığımızı ilan etmemeyi, yani kişiselleştirmemeyi gerektirir.
Kelimelerini özden şarjlı seçmek, kişiselleştirmemek de yetmez. İlk ikisinden sonra varsayımda bulunmamak ve en son olarak da elinden gelenin en iyisini yapmak. Tabii kahramanın yolunu bu şekilde çizerken, benim payıma da bilgelil yolunu izlemek düşüyor.
Bir buçuk yaşımı hatırlıyorum, evimizi, annemin karnında kardeşimi…Camın kenarındaki macunun tadına bakarken ki duygum aklımda, babamın seyahatten dönüşleri, annemin loş mutfaktaki hüzünlü fasulye ayıklayışları. Hikayelerin keskin virajları, çatallanan yol ayırımları var. Benim için ilki 2 yaşımda kardeşimin doğuşu, ikincisi kanserle tek gözümü kaybettiğim 6 yaşım. Hikayelerimizin dönüm noktaları, başka hikayelerle kesişme potansiyellerinin en yüksek olduğu zamanlar. Çok zor bir durum ya da büyük bir başarı, başka hikayelerle izdüşümleri…
AC: Yazdığınız her masalda kahramanlarla farklı ilişkiniz var o halde…
AÇY: Anlattığımız masalların baş kahramanı bir tane olsa da gerçek hayattan yazdığım masallarda bir kişinin pek çok masala kahraman olduğunu tecrübe ettim. O kahramanlar yeri geliyor benim de yansımam oluyor, hepsini tek tek çok seviyorum.


AC: Anlatıcı olmanın en tılsımlı yanı sizce nedir?
AÇY: Anlatmanın öyle tılsımlı halleri var ki! Mesela; bir masaldaki tüm sembollerin dinleyenlerin biricikliğinde form kazanması, böylece bir kişi anlatırken bin masal dinlenir, hiç kimse anlatmaya kalktığında bir daha aynı masalı anlatmayacaktır. Bu bile masala, anlatmaya gönül vermek için yeterli değil mi? Anlattığım akşamlar sabaha kadar bu büyüyle uyanık kalırım…
AC: Kişiye ve kurumlara özel masal yazarı olmak çok ekstrem bir yaratıcılık alanı. Üretirken neler hissediyorsunuz?
AÇY: Öyle hayatlara, sırlara şahit oluyorum ki geleneksel ya da modern hangi kesimde olursa olsun hiçbirimizin birbirinden ayrılmayan bir ağı ördüğümüzü görüyorum. Her birimiz anlatıcıyız, anlattıklarımızla yarattığımız büyüyü es geçmediğimizde gücümüz hayattan yana çalışıyor.

AC: Sizinle ilk görüşmemizde kendinizi anlatıcı ve yaşam sanatçısı olarak tabir ettiniz. Yaşam sanatçısı olmayı biraz daha açabilir misiniz?
AÇY: Yaşam sanatçısı olmak hediyelerimizle yaratıcı sorumluluğumuzu alma hali, kendiliğinden bir akış ancak bir o kadar naif. Yaşam, yaş yani canlı olan, yeşil de buradan geliyor. En haklı gücümüz hayat ve bu gücün en doğru aktarılış dili sevgi! Ve bu herkesin hayatın hakkını verdiğinde başarabileceği bir şey.
AC: Kişiye özel yazdığınız masalların şifalı olmasının en önemli sebebi nedir?
AÇY: Günlük hayatta dile dair kısır döngü ifadeyi sınırlayabiliyor. Oysa kelimelerden daha fazlasıyla iletişim kurabilmeye muktediriz. Zaten kişiye özel yazdığım masalların şifalı olmasının en önemli sebebi de bu. Çünkü masalın sembol dili ile gerçek hayatta ifade edilmeyen haller duygu bedenimizde canlanıyor. Masalın dağını tarif ederken öyle bir yeşil canlanıyor ki hayalimizde, peki bu da bir yetenek mi? O yeşili görmek için ne gerekiyor? O yeşili aramak, bulunca da kıymetince tadını çıkartmak gerekiyor.


AC: Masal yazarken, anlatırken nasıl rutinleriniz var?
AÇY: Masal yazarken ayrı, anlatırken ayrı rutinlerim var. Masamın ve masal altarımın en kıymetli iki parçası iki taş, biri oğlumun doğumundan bir buçuk ay önce Çanakkale de upuzun bir kumsaldaki tek taştı, içinde delik olan bir kalp şeklinde, geçen sene ikincisi eklendi. O da Denizli’deki volkanik Karataş dağının eteğinden dağdan izinle masama geldi. Her avucuma aldığımda köydeki arkadaşım Maya ’nın dediği gibi dağ benimle konuşuyor.
Hayatım boyunca pek çok ağaçla, solmuş sardunya, sokak kedisi ile, hatta örümcekle konuştum. Herkese tavsiye ederim, o kaya ile bende kaya oluyorum, bendeki kaya konuşuyor, o kedi ile bende kedi oluyorum, bendeki kedi konuşuyor.
Anlatılara gelen bir hanımefendi benim insanları hipnotize eden bir frekansa çektiğimi söylemişti. Sanırım çok da iyi şeyler söylemek değildi niyeti, olsun, onun hikayesinde devamını bilmiyorum, benimkindeyse bana rehberlik etti, dört yıl oluyor o geceden beri daha sade bir dil deniyorum. Ama sanırım anlatılar için buluştuğumuzda hepimiz öyle hazır oluyoruz ki, o anda o alana kim gelse zaten frekansı değişir. Birbirimiz için çoğalıyoruz.
Atilla İlhanın şiiri vardır, Çoğalmak neyse ne azalmak zor… Şiirsiz yaşam düşünemiyorum. Ve ne şanslıyız ki her santim şair dolu ozan dolu topraklarda yaşıyoruz.


AC: Herkes size kendi masalını ısmarlayabilir mi?
7 yıl oldu, birebir emanet hikâyeleri masala dönüştürmeye başlayalı. İlk şartım kimse kendisi için isteyemiyor. İkincisi masalın gidişatına dair bana sipariş bir finalle gelinmesin, zira o yolun büyüsü benimde hikâyeyi akışla keşfettmem. Bir de yıllar içinde anladım ki herkese yazabilmem mümkün değil. 4 senedir ‘’Kendi Masalımı Yazıyorum’’ buluşmaları yapıyorum.
AC: Yazarken neler deneyimliyorsunuz?
AÇY: Bazen masalı yazmak için sırlı hakikat kapısı zor açılır, bekletir, sabrımı sınar, bende kelimeleri bırakır çizmeye başlarım, ya da şarkılar söylerim, direnmez o zaman. Dilin sınırı kelime olmamalı yaşam sanatçısı için, nasıl ki bir çocuk bir tükenmez kalemle duvara kaygısızca çizebiliyor, bunu bir kez yapmış olan için tekrarına alan açmaya çalışıyorum.
Bunun için daha topraklanarak neler yapabilirim derken Clarissa Estes ile çalışma fırsatı buldum. Büyük anneden icazet almış gibiyim. İçsesimiz aslında haritamızı okumayı biliyor, ben artık o haritadaki coğrafyayı alanında deneyimleme yaşındayım. Tecrübe yaşanmışlığın lütfu, iyi ki hafızalarımız var.


AC: Hafıza bir anlatıcı için önemli değil mi?
AÇY: Tabi, ancak ironiktir ki aslolan hatırlamak ve an’da kalabilmektir. Ben de mümkün mertebe projeksiyon yapmadan, anda kalmayı başarmaya çalışıyorum.
AC: Anda kalmak günümüzün problemi, nasıl araçlara başvuruyorsunuz?
AÇY: Kendimi bildim bileli ilginç bir izleme duygum var. Kendimle ilgili yaşanmışlıkları bir tepegözden izler gibi hatırlıyorum. Tepegöz olma halinin herkeste aynı olduğunu sanırdım, kendimi olanları yukarıdaki bir göz olup izleme hali kastettiğim, o kadar küçüktüm ki ne zaman edindiğimi fark etmedim. Kişi kendisi gibi bilir ya herkes için farklı olabileceğini human designla tanışınca anladım. Herkese kendisinin ne şekilde ve ne için tasarlandığını öğreneceği bu yöntemle tanışmasını dilerim. Özde biliyoruz hepimiz, bu da ayrı bir detay.


AC: Son olarak, pandeminin sınır çizdiği dünyada yaşama dair sizin duygularınız ne durumda desem?
AÇY: Hayatım masam, yollar, oğlum ve dostlarım arasında akıyor. Kargo kolilerinin kartonları, manolya yaprakları, parçalanmış kitap sayfaları, illa bakır kumaş boyası malzemem olabilir, desenleyebilir, takılar, taçlar yapabilirim.
Dolabımda annemin, arkadaşlarımın annelerinin, arkadaşlarımın artık kullanmayıp bana verdiği nadide parçalar var, eşimin dostlarımın hediyesi ketenlerim, kadifelerim, ipeklerim sadece sahne için değil, her an, hatta pandemi günlerinde masaya oturmak için iyi kilerim, illa kırmızı ayakkabılarım, hepsini kendim seçtim, siyah ayakkabılarımın üzerinde tılsım desenlerimi çizerim, protezimi kullanamıyorsam tel kırmalı, oyalı patchlerimi takarım. Oyun oynamak için oyuna hazırlanmak gerekir. Pandemi öncesi de şimdi de aynı bu akışta, tek değişen kalabalıklar arasına giremeyişim.
Yarınlar içinde paranın elimin kiri olmadığı, alnımın teri olduğu, keyifle kazandığım, bölüştüğüm, çoğalıp çoğalttığım bir dünyada ellinin üzerindeki biricik el yapımı kitabın ardından artık dokuz masallık kitabımı bir yayınevinden yayınlayıp, çizimlerimi kumaşlara basıp sokakta her yaştan insanı tuval edip, şarkılarla meydanlarda dans etmek istiyorum, daha da eğlenmeye hazırım.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.