Bir Şarkıcının Hikaye Anlatıcısı Olduğunu Düşünüyorum
Şubat 10, 2020

Bir Şarkıcının Hikaye Anlatıcısı Olduğunu Düşünüyorum

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/02/IMG-20200202-WA0002-1.jpg

AC: İş hayatını bırakıp müzik tutkunun arkasından giderek başarılı bir sanatçı oldun. Bu yolculuğuna çıkış kararın ve bu serüvenin hikayesinden bahseder misin?

ZÖ: Aslında benim için derin bir soru bu. Cevabı da çok derin. Kısaca nasıl anlatabilirim diye düşünüyorum. Esasında çocukluğumdan beri ne yapmak istediğimi biliyordum da. Ailem bu işe girmemi çok istemedi. Çok belliydi ilkokuldayken. Okul korosu, okul orkestrasında yer almam. Babamın bütün şarkılarını ezberlemem. Yeni bir şarkı duyduğum zaman sanki onu sahnede söyleyecekmişim gibi çalışmam. O zaman internetten şarkı sözleri de bulunamıyordu. Onları anladığın kadarıyla not alıp duvarlara yapıştırıyordum. Babam da annem de şarkıcı olmamı istemediler. Sebebini onlara sormak lazım. Beni de bunu yapamayacağıma inandırdılar aslında. Babamın hayali benim iş kadını olmamdı. Denedim ama olmadı. Annemin hayali evlenip yuva kurmamdı. Onu da denedim. Evlilik beni bundan sonra da mutlu etmeyecek anlamına gelmiyor. Büyük de konuşmamayım. Onların istediklerini yaptım.  Olmadı. Bir de kendi istediğimi yapayım dedim.  Belki o olgunluğa, o cesarete ihtiyacım vardı, yapabileceğime inanmaya zaman lazımdı.

AC: Peki o cesaret nasıl geldi?

ZÖ: Kendi iç sesime daha çok değer vermeye başladım. Önce ne yapmak istemediğimi deneyimleyerek yola çıktım. Hiç kolay olmadı. Müzisyen aileden gelmemim tek avantajı şu oldu.  Küçüklüğümden beri bu camia içinde olduğumdan sürekli olarak izleyiciydim. Çok ciddi gözlemlerim var. Neler bana uyuyor, neler bana uymuyor, nasıl bir duruşa sahip olmak lazım bu işi yaparken… Artı bana avantajı bizim evimizde çok iyi müzikler dinleniyordu. Müzik zevkleri tartışılmaz, herkesin kendine ait bir zevki olabilir tabi. Benim kulağımda çok iyi müzikler var. Evimizde çok güzel müzikler çalınırdı.  Etrafımızda çok değerli sanatçılar vardı. O zaman sanatçı ve şarkıcı dediğin şey bugünkü kadar bol değildi. Aşka bir sistem vardı. Dolayısıyla hayatımın dönüm noktalarının bir tanesindeydim. Evliliğim bitiyordu.  Ben bu hayattan ne istiyorum diye baktığımda, evet ya ben hep şarkı söylemek istiyordum deyip yola çıktım.

AC: Nasıl bir yolculuk oldu?

ZÖ: Kolay bir yolculuk değil. Tek başıma yaptım.  Ben sevdiğim için, paşa gönlüm için bu yola girdim.  Gönlümün hoş olduğu ortamlarda olmaya çalışıyorum. Gönlüme iyi gelen bana iyi gelen şarkıları söyleme peşindeyim.  Bana iyi gelen müzisyenlerle çalışıyorum. İstediğini yapabiliyor olmak da sürekli bir mücadele getiriyor. Çünkü aslında senden şu bekleniyor: En popüler olanı yapıp en çok talep edildiğin zaman, en çok alkışladığın zaman seni başarılı sayıyorlar. O aslında öyle bir şey değil. Kalbimin bana ne söylediği önemli.

AC: Şu an müzik hayatının neresinde?

ZÖ: Müzik hayatımın tam ortasında. Ve ben bu işi çok ciddiye alıyorum. 24 saat çalıştığımı düşünüyorum. Düzenli uyuyarak, düzenli yemek yiyerek, düzenli egzersiz yaparak, bedenimi her şeyden önce sağlıklı tutarak daha iyi şarkı söyleyebiliyorum. Muhteşem oktavlara çıkan geniş bir sesim yok ama çalışarak mevcut sesimi en iyi şekilde kullanmaya çalışıyorum. Bir şarkıcının hikaye anlatıcısı olduğunu düşünüyorum. Her şarkının kendi içinde bir hikayesi var. Söylediğim şarkıları daha iyi hissedebilmenin peşindeyim. Bu hislerimi, hissettiğim şeyi karşımdakine anlatabilmeye çalışıyorum. Şu an çok iyi yaptığımı söyleyemeyeceğim ama gittikçe daha iyi oluyorum. Onun farkındayım. Aldığım tepkilerle bunu daha iyi anlıyorum. Onun için müzik hayatımın tam ortasında.

AC: Sahnede en keyif alarak söylediğin şarkı hangisi?

ZÖ: Sahnede en keyif alarak söylediğim şarkı ‘Zaman Olur’. Bana ait yayınlanmış tek şarkı. Şarkıyı yazan Ergin Arslan bir gün beni dinlemeye geldi. “Senin bir şarkın olması lazım” dedi. “İstiyorsan yaz”. Çok ciddiye almadım, olacağına da inanmadım. Bana bu şarkıyı dinletti. Tam benim üzerime dikilmiş bir kıyafet gibi. Nefis sözleri olan insanın ruhuna dokunan… Şimdi “Bildiğinizden Farklı” diye bir proje yapıyorum. Eski Türkçe 45’likleri söylediğim bir program. Program bitiyor insanlar ‘Zaman Olur’ şarkımı istiyor. O an en mutlu anım oluyor. Bana eşlik ediyorlar.

AC: Bu hafta vizyona giren ‘Aşk Tesadüfleri Sever 2’ filminin müziği senin şarkın. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

ZÖ: O da bir tesadüfler silsilesi. Filmde Nesrin Cavadzade bir şarkıcıyı oynuyor. Bunun için şan dersleri alması lazım. Ekip de onu benim şan hocam Zehra Belevi’ye götürüyor. Zehra’nın hayatımdaki katkısı çok büyüktür. Konuşma sesimi bile yanlış kullanıyormuşum. Zehra ekibe benim gelişimimi anlatıyor. “Öğrencimle gurur duyuyorum” “Bakın şarkısını dinleteyim” diyor ve ‘Zaman Olur’u dinletiyor.  Filmin yönetmeni Ömer Faruk Sorak orada mı bilmiyorum ama İpek Sorak orada. İpek şarkıyı çok beğeniyor. Kendi playlistine alıyor. Sürekli dinlemeye başlıyor. O sırada da filmin finali için başka bir şarkı düşünüyorlar. Bir anda fark ediyorlar ki ‘Zaman Olur’ filmin finaline çok uygun. ‘Zaman Olur’un sözlerini Erkin o senaryo için yazmış sanki. Bu kadar uyuyor. Film çok güzel bir film. Gerçek bir hikayeyi anlatıyor.  Filmin sonu geldiğinde kendi şarkımı duymak harika bir şeydi.

AC: Kendine özgü bir giyim tarzın var. Günlük yaşamdaki kıyafetlerini ve sahne kostümlerini nasıl seçiyorsun?

ZÖ: Benim genel olarak hayatı sade yaşamak gibi bir bakış açım var. Hayat zaten zor, sürekli bir mücadele halindeyiz. Ne kadar az eşyaya sahip olursam o kadar az yorulurum gibi geliyor bana. Bir şeye sahip olmaya karar veriyorsun, alıyorsun evine getiriyorsun tozlanıyor, tozunu alarak onun için vakit ve emek harcamaya devam ediyorsun…Ben giydiğim kıyafeti unutmak istiyorum. Şurasını toparlamak lazım, bacağım çok mu açıldı Bunlarla uğraşmak istemiyorum. Özellikle sahnede de şarkının hikayesiyle, duygusunu nasıl yansıttığımla ilgilenmek istiyorum. Unutmak istiyorum üzerime ne giydiğimi. Dolayısıyla rahatlık benim için çok önemli. İkincisi ise sadelik ve zamansızlık. Çok trendy şeylere gidemiyorum. Bu gömleği üç sene önce almıştım. Beyaz gömlek her zaman gider. Bu siyah pantolunu üç beş sene sonra da sağlamsa giyeceğim. Öyle bakıyorum biraz.

AC: Kıyafetlerini kendin mi seçersin?

ZÖ: Evet kendim seçiyorum. Sahne kıyafetleri için çalıştığım markalar var. Zaman zaman Mert Aslan’dan fikir alırım. Mert Aslan’ın ADL için senelerdir yaptığı yaz -kış koleksiyonları var. Sahnede sıklıkla giyiyorum. Tesadüfen bir arkadaşım vasıtasıyla Rivus’u keşfettim. Çok tatlı bir sahibi var. Mac Cosmetics ile birkaç sene önce bir araya geldik, onların deneyimli makyözleriyle bana uygun yaz ve kış makyajları belirledik. Makyaj sponsorum Mac Cosmetics. Kendi makyajımı kendim yapıyorum.  Onlardan makyajımı yaparken nelere dikkat etmem gerektiğini öğrendim. Keza çok yakın arkadaşım Elvan Tığlıoğlu’nun Jaquette isimli bir markası var. İlk Elvan’la çıktık bu yola. Elvan’ın moda sektörüne girmesiyle benim müzik hayatına başlamam aynı zamana denk geldi. Dolayısıyla birbirinizi tamamladık. Onun için o benim hem can arkadaşım, hem de yol arkadaşım. İkisi beraber. Keza Evren Kayar harika tasarımları olan bir takı tasarımcısı. Harika bir marka.

AC: Seyahat etmekten hoşlanır mısın? Türkiye’de ve Dünya’da gezdiğin yerler içinde kendine en yakın bulduğun yer neresi?

ZÖ: Çok seyahat eden biri değilim. Sabit biriyim.  Bir seyahate giderken bütün gardırobumu yanımda götürmek istiyorum. Aslında oldukça sade giyinen biriyim ama seyahatte canım ne giymek isteyecek bilemiyorum bir türlü. Ayrıca hassas bir bünyem var. Ne kadar sıcak olacak ne kadar soğuk olacak. Terleyecek miyim, üşüyecek miyim bir türlü kestiremiyorum. Seyahatlere gitmek benim için biraz sancılı oluyor açıkçası. Ama İstanbul’u çok seviyorum. İstanbul’un göbeğine taşındım. İstanbul’da olmak harika. İstanbul dışında nerde yaşayabilirim diye sorunca Londra’da görmüştüm kendimi. Londra’ya bayadır gitmiyorum. Gidilebilir. Bir de ben Aslan Burcuyum. Güneş enerjisiyle çalışıyorum. Londra ne alaka diyebilirsin. Londra’nın kendi içindeki karmaşasıyla beraber bir düzeni var. O çok hoşuma gitmişti. Ben tekne seyahatlerinde çok mutlu oluyorum.  Bunun için Türkiye’nin koyları, Güney sahillerimiz harika. Dolayısıyla iyi bir ekiple, kalabalık olmadan, istediğim zaman köşeme çekilip kitabımı okuyabildiğim tekne seyahatleri benim için ideal.

AC: Hayatta keşke şunu da yapsam dediklerin var mı?

ZÖ: İnsanın sürekli değiştiğini sürekli güncellediğini düşünüyorum. Sabit bir tipim dedim ya. Seyahat sevmediğim için söyledim. Ama ruhum kesinlikle sabit değil. Kendimle çok meşgulüm. Dolayısıyla hedeflerimin değişmesine de izin veriyorum. O konuda sabit fikirli olmamaya çalışıyorum. 5 sene önce farklı hedeflerim vardı. İlla hedefimde diretmeliyim demiyorum.  Hedefimi değiştirebiliyorum. Çünkü ben değişiyorum. Fakat değişmeyen bir hedefim var. Daha iyi bir şarkıcı olmak istiyorum. Daha iyi olmak, daha fazla sahne almak istiyorum. İşimi tam ben olarak, Zeynep olarak daha iyi ifade ettiğim platformlarda daha çok şarkı söylemek istiyorum.

AC: Birçok  alanda başarılı işlere imza attın. Neden tek bir yöne doğru gitmeyip birçok alanı denedin?

Yapmak istediğim şeyi yapamayacağıma inanıyordum da ondan. Yaşamak için para kazanmak da lazımdı. Hakikaten değişik şeyler denedim. Bir tekstil firmasının tasarım bölümde çalıştım. Güzel Sanatlar mezunuyum, orada fotoğrafçılık dersleri almıştım.  Halen hobi olarak yapıyorum aslında. Yemek fotoğrafçılığı yaparak para kazandım bir süre. Halkla ilişkiler yaptım. Bir halkla ilişkiler firmasında bir sene kadar çalıştım. Bütün bu işlerin hepsini elimden geldiği kadar iyi yapmaya gayret ettim. Hiçbir şey kayıp değil, hayatta her şey bize bir şey katıyor. Mesela şu an ben şarkıcı olarak halkla ilişkilerden anlayabildiğim için çok şanslıyım. Fotoğrafçılıktan anladığım için çok şanslıyım. Benim sürekli afişlerim tasarlanıyor. Onlara müdahale ediyorum.  O yazı şurada olmalı diyebiliyorum. Bazen geç kalmışlık hissi olsa da şu an işime hizmet eden birçok şeyi yaptım aslında geçmişte. Önemli olan boş durmamak, üretmek.

AC: Web sitene şöyle yazmışsın; “Kitap okumayı çok seviyorum ama 4. sayfadan sonra uykum geliyor. Bir kitabı bitirmem baya vaktimi alıyor” Ne tarz kitapları seviyorsun? En çok hangi kitaptan etkilendin?

ZÖ: Hele ki sırtımı bir yasladıysam anında uykum geliyor. Ama çözdüm. Uykum gelmeye başladığı zaman saatimi 15 dakika ileri kuruyorum. 15 dakikaya izin veriyorum. Sonra bir daha uykum gelmiyor. Dolayısıyla artık daha hızlı ilerleyebiliyorum. Hangi kitabı okuyacağıma o dönemdeki ruh halimle karar veriyorum. Bu dönem elim çok fazla psikoloji kitaplarına gidiyor. Özellikle Okuyanus yayınlarından çıkan kitaplar çok ilginç. Şu an benim ihtiyacım olan şeyler herhalde. Şurada Şemsa Denizsel’in yeni çıkan kitabı var mesela. Bir günlük gibi yazmış. Arada bir, bir sayfasını açıp okuyup tekrar kapatıyorum. Onun dünyasına dalmak hoşuma gidiyor.

AC: Başucu kitapların var mı?

ZÖ: Var. ‘Hayatınızın Amacı’ başucu kitaplarımdan. Nefistir. ‘Tanrının Doğum Günü’ kıymet verdiğim bir kitap. Dönem dönem politik kitapları da okuyorum. Özellikle sağlıkla ilgili çok kitap okuyorum.  Bu benim hobim. Mesleğimden daha çok kitap okumuş olabilirim sağlıkla alakalı. Soner Yalçın’ı takip ederim. Özellikle bu dönemde sağlıkla alakalı hepimiz araştırma yapmak zorundayız. Bilgi kirliliği var. Sağlıklı beslendiğimizi zannederken vücudumuza aldığımız birçok toksin var. Sağlıklı beslenmek pahalı bir şey oldu artık maalesef. Ama doktora gittiğin zaman daha fazla paralar ödeyebiliyorsun.  Araştırma yapmak, öğrenmek bedenini tanımak, kendini tanımak… Sana uyan beslenme formülü bana uymayabilir. Mesela ben üç öğünden az yiyemiyorum. Denedim birkaç defa. Sonrasında daha çok yemek yememe sebep oluyor. Bu yöntem benim bedenime uymuyor. İnsanın kendisini de tanıması lazım.

AC: Tek başına gezer misin? İstanbul’da tek başına gezmekten keyif aldığın semt neresi?

ZÖ: Ben birkaç önce Tophane’ye taşındım. On sene evvel de Tünel’de otururdum. Bu bölgeyi çok seviyorum. İstanbul’un eski şehir dokusunu eski ruhunu hissedebildiğim yerleri çok severim. Mesela sabah yürüyüş rotam Tophane’den başlar, Karaköy üzerinden Galata Köprüsü, Eminönü, oradan evime dönüş. Bazen de Dolmabahçe’ye doğru yürüyorum. Bu rotayı da çok seviyorum. Cihangir’i biliyorum ama daha tam keşfetmedim. Daha çok Galata, Galatasaray, Beyoğlu, Karaköy, Eminönü taraflarına gidiyorum. İstanbul, gezmek dolaşmak istiyorsan bir cennet. Yeni bir uygulama keşfettim. Piri diye bir uygulama. Şehir turları da var. Cihangir turu, Karaköy turu, Beyoğlu turu bulunuyor. Bu turları alıyorsun, kulağına  kulaklığını takıyorsun ve geziyorsun. Bu uygulamayı tavsiye ederim. Değişik yerlerde yemek yemeyi de  çok seviyorum.

AC: Ne tarz yemekten hoşlanırsın?

ZÖ: Her tarz yemekten hoşlanırım. Formunu nasıl koruyorsun diyeceksin… Onun sırrı şu. Evde hep çok sağlıklı yemekler var. Bunların dışındakileri eve almıyorum. Sevdiğim insanlarla dolu dolu sohbet edeceğim uzun yemekleri çok severim. İşte o masada her türlü yemeği yiyorum. “Çok doydum, dayanamıyorum” hissi var ya, hani çok fazla yediğinde gelen… Tat kaçıran bir durum, o hisse gelmemeye çalışıyorum.

AC: Şu ana kadar keşke yapsaydım dediğin bir şey var mı?

ZÖ: Kime ne faydası var! (Gülüyor) Ama diyebilir ki şu an bir enstrüman çalmamanın sıkıntısını yaşıyorum. İlkokuldaydım eve bir geldik ki  salonda bir piyano var. Annemle babamla bu konu üzerine konuşsaydık keşke. Mesela ben kontrbas çalmak çok isterdim. Bas çalıp şarkı söylemek çok zor gerçi. Keşke müzik dükkanlarına gitseydik, baksalardı. Piyona çalmak istemediğim için yarım bıraktım. İstemediğim bir şeyi yapmaya zorlandığım zaman hastalanıyorum ben. Ruhuma iyi gelmiyor. Gerçi hala bir enstrüman çalmayı öğrenebilirim. Bir kayıp değil. Keşke diyeceğim bir şey değil henüz. Bir de Fransızca konuşmak isterdim biliyor musun? İngilizce eğitim veren bir okulda okudum. Daha sonra yaptığım işlerde de yabancı dil konuşmam gereken ortamlara girip çıkmadım.  Böyle bir iş hayatım olmadı. Onu da halen yapabilirim. “İsterdim” demek kolay, yeteri kadar istediğinde aksiyon alıyorsun.

 

 

 

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *