Caz’la Kendimi Daha Özgür İfade Ediyorum…

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/04/SuIdil_ZorluPSM_28_11_2019-12-1280x853.jpg

Su İdil bir caz sanatçısı. 15 yaşından beri sahneye çıkıyor. Aynı zamanda psikoloji eğitimi görmüş. Çok renkli bir kişilik. Onun renkli dünyasını sizinle buluşturuyorum.
AC:15 yaşınızdan beri Türkiye’nin pek çok caz kulübünde ve festivallerde önemli müzisyenlerle konserler vermektesiniz, küçük yaşta bu müzik türüne eğilmenize sebep olan şey neydi? Başka söylediğiniz, sevdiğiniz müzik türleri var mı?
Sİ: Müzik, sahnede olmak bunlar çocuk yaşlarımdan beri beni hep heyecanlandırırdı. Ortaokul yıllarımda yeniden şarkı söylemeye başladım. Önce hobi gibiydi, yabancı pop, R&B şarkıları söylemeye çalışıyordum. Çok bilinen bir caz parçasını denemeye karar verdiğimde tamamen kendim gibi söyleyebildiğimi hissettim. Dolayısıyla cazın “açıklığı”, pek çok sevdiğim müziğin kökeni olması beni ona çeken şey oldu. Elbette ilk söylemeye başladığımda ben de her caz şarkıcısı gibi bir sürü ismi taklit ettim. Ancak -eğer niyetiniz varsa- caz size bu isimlerden aldığınız renkleri dağıtabileceğiniz, kendi resminizi yapabileceğiniz bir alan mutlaka sağlıyor. Kendimi daha özgür ifade edebildiğimi hissettim kısacası caz söylerken. Hatta ilk başlarda caz standartları dışında hiçbir şey söylemedim ancak zamanla başka repertuvarlara kendimi açtım ve farklı müziklerden bambaşka şeyler öğrendim. Türkçe söylemek, söz yazma kanalını açtı örneğin benim için ya da sahnede insanlarla aynı şarkıyı bağıra bağıra söyleme duygusunu tattırdı. İşin performans tarafıyla ilgili çok değişik tecrübeler edindim. Bir müzik türünü özellikle caz, blues gibi köken sayılan müzikleri öğrenmek ve onlar üzerinden kimliklenmek şahane ancak kendi şarkıcılık yolculuğumdan gözlemlediğim kadarıyla farklı türlere burun kıvırmak yaptığınız müziği biraz tek düze kılabiliyor. Kendi tarzımdan çıkmadan biraz esneklik göstermek bir şarkıcı olarak bana çok şey kattı. R&B, neosoul, indie müzikleri seviyorum. Bunlar dışında bize ait müzikler son dönemde çok hoşuma gidiyor özellikle müzisyen arkadaşlarımın kendi dilimizde yaptığı alternatif işleri dinlemeye bayılıyorum. Türkiye’de özgün ve lezzetli müzik yapan çok sayıda şahane müzisyen ve şarkıcı var. Şanslıyız!

AC: Psikoloji okudunuz bu bölümü seçme nedeniniz neydi, sonrasında müzikle devam etme kararını nasıl aldınız?
Sİ: Psikoloji de tıpkı müzik gibi küçük yaştan itibaren meraklı olduğum bir alandı. Altın bilezik olsun diye okumadım yani psikolojiyi. İnsanları, kendimi daha iyi anlayabilmemi sağlayan anahtarın bu anabilim dalında yattığını biliyordum. Nitekim bana çok şey kattı. Bir konservatuara gitmek de isterdim ama önüme bir kez daha aynı yol ayrımı çıksa sanıyorum yine psikolojiyi seçerdim. İnsanların ve kendinizin neyi neden yaptığını, bir şeyin neden sizde spesifik bir duyguyu yarattığını gözlemlemek bununla ilgili olarak eğitilmek hayata, insanlara, sanata, ilişkilere ve elbette kendinize nasıl baktığınızı çok değiştiriyor. Bu müziğe de yansıyor. Müziğe duyduğum tutku daha büyüktü her zaman. Derece ile mezun olmama rağmen müzik hayatım o kadar hızlı ivmelendi ki yüksek lisans yapacak fırsatı bulamadım. Sadece lisans diploması ile böylesi hayati bir alanda çalışmak, bir uzmanlık edinmeden sahaya atılmayı pek doğru bulmuyorum. Dolayısıyla uzmanlığımı almaya fırsat bulamadığım için hayat beni tamamıyla müzik ile baş başa bıraktı. Bir yanıyla kendiliğinden oldu bir yanıyla seçim diyebilirim. Bir anabilim dalında yüksek lisans yapmak, uzmanlaşmak için tıpkı iyi bir sanatçı olmak için kendinizi ona adamanız gerektiği gibi o alanla yatıp onunla kalmanız gerekiyor. Okul bitince sahnelere ara vermeye gönlüm razı gelmedi, o zaman bambaşka bir hayata doğru evrilecektim ve müzisyen kimliğim yan bir kimlik olacaktı. Onu, sahnede olmayı bırakmak istemedim. Yine de üniversite yıllarımı, bilimle haşır neşir olmayı özlüyorum. Yüksek lisansın yaşı yok belki birgün yeniden o denize atarım kendimi…

AC: Albümün ismi neden ‘Anlat Bana’?
Sİ: Albümün ismini, albüm sürecinde beni en çok düşündüren şeylerden biri oldu diyebilirim. Yaratılan bir sanat eserini çocuğun gibi görmek gerçekten yaşanan bir duyguymuş. Çocuğum yok henüz ama sanıyorum doğacak bebeğe isim bulmakla benzer bir süreçti. “Ses Ver Çocukluğum” parçasında yazdığım sözler kendi çocukluğumla konuşur gibi. “Anlat Bana” orada geçiyor. Hem insanların hem kendimin içini dökmeye çok ihtiyacı olan bir dönemden geçiyoruz. Hem kendimi hem de dinleyenleri anlatmaya teşvik etmek istedim galiba farketmeden… Kendini anlatmanın ya da anlaşılmanın ciddi bir iyileştirici gücü olduğuna inanıyorum. Ne mutlu anlatabilenlere, derdini döküp hafifleyebilenlere.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

AC: Genç yaşta piyasaya bir ürün sürmenin zorlukları/güzellikleri neler?
Sİ: Bu albümü çıkartacağımız zaman maddi olarak herhangi bir aile vb. destek almak istemedim. Yirmi beş yaşımda, on yıl içinde sahnede biriktirdiklerimle tamamen kendi kendime karşıladığım bir ürün çıkartmak çok ama çok zor olsa da sonucunda çok güçlü hissettirdi bana. Bu süreçte albümü var eden, emeklerini, yardımlarını bir gün olsun esirgemeyen müzisyen dostlarıma minnettarım. Bir kez daha buradan sevgili dostlarıma Onur Aymergen (gitar, kompozitör), Çağrı Sertel (tuşlular, aranjör, prodüktör, kompozitör), Ozan Musluoğlu (bas, prodüktör) ve Robert Mehmet İkiz (davul) teşekkür etmek istiyorum.
Yanımda onlar olmasaydı bu işin altından kesinlikle kalkamazdım. İlk albümümü böylesi değerli müzisyenlerle paylaşmış olmaktan dolayı her zaman şeref duyacağım.

AC: Söz yazarken izlediğiniz bir yol var mı?
Sİ: Söz yazarken olabildiğince şeffaf olmaya çalışıyorum. Bir söz duymuştum “çıplak yüz karşısındakini de soyar” diye… Şarkı söylerken o meşhur “hissi karşı tarafa geçirme” mevzusu altında yatan temel şey bu bence. Siz söylediğiniz herhangi bir şeye inanmazsanız, hissetmezseniz, sizi dinleyen insanlar da size inanmaz, hissetmez. Dolayısıyla yaşadığım, hissettiğim, çevremde gördüğüm ne varsa duyduğum müziğin üstüne dökmeye çalışıyorum. Samimiyet benim için insan ilişkilerinde de müzikte de çok ama çok kıymetli!


AC: Sözünü yazdığınız şarkıları söylemekle başka sanatçının parçalarını yorumlamak arasında nasıl bir fark var?
Sİ:24 yaşıma kadar sahnede hep başka insanların hikayelerine ses oldum. Özdeşlik kurabildiğim parçaları seslendirmeye çalıştım. Yukarıda bahsettiğim his mevzusunu yakalayabilmek adına. Size, o anki hislerinize uyan bir parça bile olsa hiçbir zaman için kendi hikayenizi söylerkenki hissi yaşamıyorsunuz. İkisi de birbirinden keyifli ama sahnede kendi şarkınızı söylemek ve hatta o şarkıyı dinleyenlerin sizinle beraber söylemesi bir şarkıcının başına gelebilecek en güzel şey… Korona öncesi son konserimizde yaşadım bunu ve sahnede mutluluktan ağladım. Hala o anı düşündüğümde büyüleniyorum, duygulanıyorum…

AC: Bir müzisyen olarak sizin büyük hedefiniz nedir?
Sİ: Albüm çıkartmak eski zamanlardaki gibi değil artık. Eskiden senede hatta birkaç senede bir albüm, klipler yeterli oluyordu. Şimdi öyle değil. Müziğe, filme, diziye, sanata, sanatçıya çok daha hızlı ulaşılabiliyor ve çok daha organik bir bağ kurulabiliyor. Dolayısıyla üretilen sanat eseri her ne ise çok hızlı tüketiliyor ve üstüne devamlı yenisini eklemek gerekiyor. Demem o ki sanat hızlanan hayatlarımıza ayak uydurmak zorunda. Benim de ilk albümüm itibariyle en çok istediğim şey durmadan üretebilmek… Kendi şarkılarımızı, bir çok farklı şehre, ülkeye, festivallere taşımak.

AC: Bu dönemde günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?
Sİ: Son 4 yıldır ailem Çeşme’deki evimize taşındığı için ben de buralardayım. Karantinayı şehirden uzak geçiren şanslı azınlıktanım diyebilirim. Öncelikle herkese sabır ve sağlık diliyorum. Bir şeyler üreteyim, karantinayı verimli geçireyim telaşı içinde değilim kesinlikle. Geçen gün yazdığım bir yazıda da belirtmiştim karantinayı verimli değil kolay geçirmenin yollarını aramalıyız. Kendimize yüklenmeden, içimize, dışımıza, sevdiklerimize iyi bakarak, hoşlandığımız şeylerle haşır neşir olarak geçirmek yeterince verimli kılıyor bence bu süreci. Hiç yaşamadığımız, son derece travmatik bir süreçten geçiyoruz, bir de vaktini değerlendirdin değerlendirmedin iç savaşıyla kendimizi tüketmeye gerek yok. Ben uzun zamandır bu kadar çok kitap okuyamamıştım o açıdan çok mutluyum. 2 aydır İspanyolca’ya sarmış vaziyetteyim mutlaka her gün 15 dakika bile olsa çalışıyorum. Bir de geçen senelerde Hande Bilten’den birkaç ay aldığım temel sanat eğitimi ve Ekin Anıl’ın One-Line Drawing workshop’ından edindiklerimin kısacası bilmeden kendime yaptığım bir yatırımın ekmeğini yiyorum, bolca resim yapıyorum. Bana inanılmaz iyi geliyor… Projemiz hazır olana kadar sürprizini saklayayım İzmir’den çok sevdiğim müzisyen dostlarımla “sosyal mesafeli” müzik yapmaya başlayacağız. Detayları merak edenler takipte kalsınlar. Bu süreçte müziğe, müzisyen arkadaşlarıma olabildiğince tutunmak istiyorum…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.