Eğitimin Temeli Aileden Sonra Okul Öncesi Kurumlarında Atılıyor…

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2021/09/IMG-20210924-WA0013-002.jpg

Uzman Çocuk Psikologu Esin Özer Bakır ile Cumartesi röportajı gerçekleştirdim. Okulların başlaması ile çocukların hayatlarında neler değişti, çocuklar 1,5 yıl okuldan uzak kaldılar. Öğretmenler çocuklarda nasıl semptomlar ile karşılaşıyorlar gibi birçok merak ettiğim soruyu sordum.

AC: Okuların başlaması ile çocuların hayatlarında neler değişti?

EÖB: Çocuklar pandemiyle birlikte bir buçuk yılı aşkın bir yüzyüze eğitim molası verdiler. 6. sınıfın ortasında okulu online eğitime geçen çocuk bu yıl LGS öğrencisi. Ne yazık ki online eğitim, devlet ve özel okul öğrencilerinin akademik becerileri arasındaki uçurumu büyüttü. Özel okulda okuyan çocuklar online eğitimde daha etkin sistemlerle yola devam ederken, devlet okuluna devam sağlayan öğrencilerimiz aynı imkanlara sahip olamadı. Kaldı ki, en iyi online eğitim sisteminin bile yüz yüze eğitimin yerine geçemeyeceği aşikâr. Bunların olumsuz yansımalarını yaklaşık bir 10 yıllık süreçte gözlemleyeceğiz. Dolayısıyla okuldan uzak kalan çocukların okula dönüşü oldukça sevindirici oldu. Sadece anne baba ve öğretmenler değil, bizzat öğrenciler dahi yüz yüze eğitimi dört gözle bekler olmuştu. Çünkü çocuklar da bu süreçte öğrenme becerilerinin azaldığını kendileri gözlemlediler. Yani okulların açılmasının sosyal, duygusal, bilişsel anlamda çocuklara oldukça iyi geldiğini söylemek mümkün.

AC: Çocuklar 1,5 yıl okuldan uzak kaldılar. Öğretmenler çocuklarda nasıl semptomlar ile karşılaşıyorlar? 

EÖB: Ne yazık ki bu verilen eğitim molası sadece öğrenme becerilerinde zorlanmalara yol açmadı, çocukların sosyal becerilerine ve mental sağlıklarına da olumsuz yansıdı. Birçok çocukta ekran bağımlılığı, davranışsal sorunlar, anne babadan ayrılma zorlukları, yeme bozuklukları, uyku sorunları, içe kapanma, dikkat eksikliği ve kaygı/korku problemleri baş gösterdi. Akran ilişkisinden uzak kalan çocuklar sosyal ilişkiyi sürdürme, duygusal ifade ve problem çözme becerileri gibi alanlarda gerileme yaşadılar. Burada da görüyoruz ki okul sadece akademik öğretimin olduğu bir kurum değil, çocuklar için hayatın pratiği, tüm yaşamsal becerilerin desteklendiği bir yapı. Dolayısıyla okulların açılması ile bu problemlerde gerilemeler görebiliriz. Eğer semptomlar uzun süre devam ederse profesyonel bir destek olmak yararlı olacaktır.

AC: Bu dönemde çocuklara nasıl yaklaşılmalı?

EÖB: Her daim değişmeyen unsurlar, sevgi ve güvene dayalı anne baba çocuk ilişkisi, duyguların kabulü, çocuğun ihtiyaçlarını fark etme, çocuğa yeterli ve nitelikli zaman ayırma, sağlıklı sınırları sağlayabilme (ne çok esnek, ne de gelişimi engelleyecek kadar katı), rutinlerin olması (ev içi kurallar, uyku saati, yemek saati) olarak sıralanabilir. İçinde bulunduğumuz döneme özel tutumlar ise, dramatizasyondan ve spekülasyonlardan uzak bir gündem takibi (vaka sayıları, okulun açık kalması gibi konularda), çocuğun yaşına uygun, kısa, net açıklamalar yapmak olarak sıralanabilir. Hiç unutulmaması gereken nokta, ebeveynin duygusunun çocuğa geçtiğidir. Anne baba süreçle ilgili ne kadar kaygılı olursa çocuk da o kadar kaygılı olacaktır.

AC: 3-6 yaş grubundaki çocukların anaokulu – kreşe devam etmemesi ne gibi sorunlara yol açtı?

EÖB: Bu yaş aralığındaki çocuklar için anaokulu ortamı hem uyarana maruz kalma hem de akran ilişkisi açısından çok değerli. Günümüzde çalışan annelerin artmasıyla anaokulların önemi daha çok fark edildi. Bir çocuk, üç yaşından itibaren bakıcı ya da büyükanne yanında kaldığında okulun sunduğu uyaranlardan mahrum kalıyor. Okul hem çocuğun ihtiyaç duyduğu sağlıklı sınırları ve akran ilişkisini sağlıyor hem de yaşa uygun çalışmalarla çocuğu pek çok farklı uyarana maruz bırakarak beyin gelişimine olumlu katkı sağlıyor. 3-6 yaş arası çocuklarda pandemi sebebiyle pek çok ebeveyn eğitime ara vermeyi tercih etti. Bunun geri dönüşümü olarak çocuklarda uyaran eksikliğini çok görüyoruz. Bunun en büyük sebeplerinden biri ekrana aşırı maruz kalmış olmaları. Aynı zamanda dil gelişimi de olumsuz etkilenen alanlardan, gecikmiş konuşmalar, anlaşılır olmayan konuşma en sık karşılaşılan problemlerden. Bunlar gelip geçici problemler gibi düşünülse de önlem alınmadığı takdirde çocukta yetersizlik hissiyatını tetikleyebiliyor, tüm eğitim hayatını etkileyen bir durum haline gelebiliyor.

AC: Bu eğitim boşluğu anladığım kadarıyla oldukça riskli durumlar doğuruyor. Anne babalara ne önerirsiniz?

EÖB: Eğitimin temeli aileden sonra okul öncesi kurumlarında atılıyor. Bu süreçte bu eğitimden mahrum kalan çocukların ebeveynleri ekran süresini mutlak surette kısıtlamalı, aile içi oyun saatleri oluşturulmalı. Anne ya da babayla her gün en az 30 dakika serbest oyun oynayan çocuk duygusal açıdan rahatlar. Çocuk farklı dokularla karşılaşmalı, hamur, kil, kum, farklı dokularda boyalar. Masabaşı etkinlikler bu materyallerle yapılabilir. Kutu oyunları ve hikâye kitaplarının gücünden faydalanılmalı. Her gün kitap okunan çocuğun dil ve beyin gelişimi olumlu yönde etkilenir. Ailece sinema günü, kutu oyunu günü, kurabiye/kek pişirme günü gibi rutinler düzenlemek rahatlatıcı ve aile bağlarını kuvvetlendirici olacaktır. Fiziksel aktivite enerji atılımı için oldukça önemli, çocuklar açık havada aktiviteye yönlendirilmeli. Bir diğer önemli nokta, çocuğun yapabileceği işleri ebeveynler üstlenmemeli. Özbakım becerilerini ele alırsak çocuk yaklaşık olarak üç yaşından itibaren basit giysilerini kendisi giyebilir, kendi yemeğini yiyebilir. Özbakım becerilerini aile üstlendiğinde çocuk bağımsızlaşmada zorlanır. İleride sorumluluk üstlenmede güçlük yaşar. Ev içi günlük işlerde yaşına uygun, onu zorlamayacak görevler verildiğinde, çocuk kendini faydalı hisseder, özgüveni desteklenmiş olur.

AC: Okula gidip aynı zamanda hastalık endişesi yaşayan çocuklara nasıl yaklaşılmalı?

EÖB: Burada ilk olarak ebeveynin kendi duygu durumunu ele alması önemli. Ebeveyn bu süreçle ilgili ne hissediyor? Eğer anne ya da baba, çocuğun veya ailede başka birinin hastalanması ile ilgili kaygılıysa çocuk da kaygılı olur. Bu yüzden anne baba kendi duygularını fark etmeli eğer başa çıkmakta zorlanıyorsa psikolojik destek almalı. Ancak unutulmamalı ki, hayatta kalma dürtüleri bu kadar aktifken, her çocuk bir şekilde çevresinden bir kayba tanık olmuşken çocukta endişenin, korkunun olması da bir noktaya kadar normal. Çocuğa yardımcı olmak adına, duyguların konuşulması için alan açılması gerekli. Çoğu ebeveyn olumsuz duyguları görmezden gelmek, geçiştirmek onları yatıştırır diye düşünür. Ne yazık ki tam aksidir, içerde hapsolan her duygu bir semptomla kendini dışarı atar. Dolayısıyla süreçle ilgili duygularını sormak, bunlarla ilgili sohbet etmek, konuşmakta zorlanan çocuğun resim çizmesini sağlamak, yazı yazmasına teşvik etmek yararlı olacaktır. Çocuğun pandemi öncesi yaptığı bir spor/sanat faaliyeti varsa yeniden başlaması için destek olmak da önemli. Son olarak eğer kaygılar çok arttıysa, her zamankinden farklı davranışlar gözlemliyorsanız bir ruh sağlığı uzmanına danışmakta fayda var.

AC: Çocuklar spor ve sanat faaliyetlerinden uzak kaldılar. Bunların çocuklara etkileri neler oldu?

EÖB: Çocuklar için spor ve sanat faaliyetleri aslında sadece becerilerini geliştirdikleri, vücut koordinasyonunu sağladıkları alanlar değil, çocuklar zorlandıkları her türlü duyguyu bu etkinlikler yoluyla dışa vurabiliyor. Dolayısıyla bunun elinden alınması demek bir yönüyle, çocuğun zorlu duygularla baş başa kalması ve nasıl başa çıkacağını bilememesi demek. Her çocuk bir spor dalını sürdürmeli ve eğer isterse, yetisi ve ilgisi varsa bir müzik aleti çalma ya da resim/seramik gibi el becerisine yönelik faaliyetlerde bulunması konusunda desteklenmeli. Bu faaliyetler özellikle ergenlik döneminde zorlandığı pek çok duygusu olan ergen için hem rahatlatıcı hem de bu dönemde baş gösterebilen zararlı alışkanlıklardan koruyucu unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Çocukluk çağından itibaren, sporla uğraşan, bir müzik aleti çalan ya da bir hobisi olan çocuklarda tablet/telefon bağımlılığı da azalıyor.

AC: Çocuklar akademik olarak beceriler geriledi. Bunun ile ilgili aileler neler yapmalı?

EÖB: Öncelikle çocukların bir buçuk yıllık online eğitim sürecinden çıktığı göz önünde bulundurulmalı. İlk soruda bahsettiğim problemlerin yanı sıra online sınavlar gerçekçi öğrenme verilerine ulaşmamıza yardımcı olmadı. Dolayısıyla şu an ebeveynler de öğretmenler de çocukların bilgi düzeylerine çok hâkim değiller. Bu dönem akademik beklentiler düşürülmeli, ebeveynler çocukların üzerine gitmemeli. Şu an çocuklar eski sistemlerine adaptasyon sürecindeler. Hayatlarında pek çok şey değişti, anlayışlı yaklaşmamız gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.