Ezber Bozmak İşimizin Adı

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/03/20200223_141142-son-1280x1707.jpg

Adı Nardane…Herkes ona Nar Anne diyor. Yarattığı doğa cennetinin adı Narköy. Nar Eğitim Çiftliği’nde organik tarım ve eğitim turizmini birleştirmiş ve bir düşü gerçekleştirmiş. Nardane Kuşçu’dan bu düşün öyküsünü dinledim. İstekli, azimli, araştırmacı olmanın, üretmenin, hayal etmenin ve ezber bozmanın ne kadar önemli olduğunu gördüm… Bir günde çok şey öğrendim ve bu bilgileri sizler paylaşmak istedim.

AC: Narköy düşünü ilk ne zaman kurdunuz?

NK: Narköy’ün ilk cümlesi düşü olmayanın işi olmaz. Çünkü biraz önce sizde söylediğiniz,düşlerimiz yoksa geleceğimiz yoktur. Çözüm odaklı olamayız. Eski bir ilkokul öğretmeniyim. Bir ilkokulda çalışıyorum. İnsanları durduramıyorsun. Okul bahçesini çamur olmasın diye beton yaptılar. O sıra sınavlar da gündemde. Annelerin, öğretmenlerin hırsları var. Çocukları nereyi kazanacak? Onların birey olduğu unutuldu. Bu durum beni rahatsız etti. Teneffüste dışarı çıktım. Çocuklar hereditary teneffüste dışarı çıkmıyor. Teneffüs öğrenme için çok önemli bir ihtiyaçtır. Eğer başarıdan bahsediyorsak. Teneffüse çıkarken oynarken aldığı bilgiler yerleşir dosyaları oturur. Çocuklar yüzey gerilimini atar. Teneffüste eğlenirler, güler içeri girdiğinde daha rahat öğrenir. Teneffüs kayıp zaman değildir verimliliktir. Bunu iş hayatı için de söylerim. İş hayatında doğru molalar, doğru yaklaşımlar. Mesela terasa bir bahçe kurun bitki çayları koyun çalışanlar bir fincan bitki çayı içsinler, bir nefes alsınlar gelsinler çalışmaya başlasınlar. O zaman verimliliği görün. Çocuğun biri koştu düştü dizi paramparça oldu. Toprağa düşseydi yaralanırdı tükürüğüyle kendini iyileştirirdi. Ondan sonra da oynamaya devam ederdi. Biraz ağır durum ise nöbetçi öğretmen müdahale ederdi. Ama o diz dağılmazdı. Bu durum beni üzdü. Bu durum çocuğun kendini iyileştirme hakkını, oyun hakkını, eğlence hakkını aldı. Oyun çok ciddi eğitim alanıdır. Hepsini elinden aldık. Bu durum adil değil. O gün Narköy’ün düşü kuruldu. Cümlemin ilk başında söylediğim gibi düşü olmayanın işi olmaz. Bir düşüm var. Eğitim ve organik tarım çiftliği kuracağım. İşte böyle ormanların arasında olacak. Aileler gelecek çocuklar gelecekler.

AC: Bu düş ne zaman hayata geçti?

NK: Bu düş kuruldu ama Narköy hemen kurulmadı. 1996’da emekli oldum. Ailede hastalarımız vardı. İşlerimiz vardı. 2002de Nar Eğitiminin temeli olan Nar NPL’i kurduk. Bir de hayatım boyunca farklı zekaları olanları, öğrenme zorluğu var denenleri, bütün çocukları sınıfımda bir araya almayı sevdim. O çocuklardan çok şey öğrendim. Bugün yaptıklarımda onların çok emeği var. 2002’de Nar NPL kuruldu. . Komik bir kuruluş hikayesi var. Benim adetim var. Sürekli bir hayat sigortası yaptırırım. Gene bir hayat sigortası yaptırmıştım. 10 yılın sonunda toplu almak için. Ve hayat sigortasıyla aklıma düşen normal bütçeden ayırmak istemediğim isteklerimi yapardım. Topluca o parayı aldım. Nar Eğitimin kökü olan şahıs firmasını kurdum. Elbette ailemin destekleri oldu. O sırada oğlu askere gitti. Oğlumun evinin yatak odasını kapatarak orada başladım. Sonra dubleks bir daire tuttum. Nar NPL’ye başladım. Sonra bir sürü genç katıldı. 2005 yılında oğlum Ozan kurumsalı kurdu. Oğlum Ozan, gelinim Ebru, kız kardeşim Ayşe katıldı. Diğerleri katıldı. Ayşe’de sosyal sorumluluk projeleri yapar. Öğretmen kökenlidir. Baktık çocuklar aslanlar gibi yürüyor. Bir gün dedim ki çocuklar benim bir düşüm var. Ben gideyim artık. Ne güzel yürüyorsunuz Allah yolunuzu açık etsin. Nedir düşün diye sordular. Bir eğitim ve organik tarım çiftliği kurmak istiyorum, dedim. Niye beraber yapmıyoruz. Yalnız yapıyorsun dediler. Hep birlikte bu iş kalkıştık. Ozan hotel de yapalım dedi. Organik sertifikaları aldık. Tohum bankamız zengindi. Yabani bitkiler ne ekeceğime karar verme konusunda bana yol gösterdi. Aynı büyükannemizin büyükbabamızın öğrettiği gibi.

2013 yılında otel bitti. Kızım Beste çiftlikteki gönüllülük projesi, TA-TU-TA ÇİFTLİĞİ olma aşamasında ve otelin iç mimarisi ve mimarisinde, şantiyesinde her aşamada yer aldı. Normalde 150 kişi kapasiteli idi. Kıyamadık hiçbir ağaca dokunmayalım. İlk yörük çadırını kurduk. Eşim Ahmet mesleği nedeniyle teknik işlerde katkı yaptı. Kış bahçesi oldu şimdi. Mimari ekip geldi. Projeyi hazırlayıp çocuklara sundum. Çocukların hoşuna gitti. Bu hikaye başladı.

AC: Sizin amacınız neyi?

NK: Bizim amacımız kırsal ve şehir arasında köprü olmaktı. Burası da köprü coğrafya. Ulaşılabilecek kadar yakın, doğada olabilecek kadar uzak. Kriterlerden bir tanesi de buydu. Sadece organik tarım yapmak değil; sosyal olarak da çevresel olarak da bir katkıda bulunmak bizim yaptığımız. Eğitime de katkı aynı zamanda. Aynı zamanda biz bir tatuta çiftliğiz. Buğday Derneği ve Uluslararası Doğa Derneği işbirliği ile yapılan bir proje. Kızım başlattı bu gönüllük projesini. 6000’in üzerinde gönüllü ağırladık.

AC: Narköy’de bugüne kadar kimleri ağırladınız?

NK: Budist rahipler de dahil, ecolajic science okuyanlar, nükleer fizikçiler… Türkiye’den de bir örnek olduk.

AC: Tatuta çiftliği olmanın kriterleri neler?

NK: Tatuta çiftliği olmanın kriterleri vardır. Buğday Derneği sayfasından bakabilirsiniz. Bir gönüllük projesi olması insanların bakış açısını değiştirdi. Buradaki çocukların dünyaya bakışı değişti. Okuma oranları yükseldi. Bütün dünyadan dostları, arkadaşları oldu. Bizim kızlarımızı görsen, kulakları İngilizce ’ye açık. Tarımsal üretimden ilk önce ben sorumluydum, daha sonra Mümtaz, şimdi de Hüriye diye bir arkadaşımız bitkisel üretimden sorumlu. Fatma diye bir arkadaşımız hayvanlardan sorumlu. Mutfakta sorumlu Gülaçtı. Köyden gelen kızlarımıza, kurumsal ziyaretçilerimiz, ailelere eğitimde veriyorlar. Herkes öğretmen herkes öğrenci. Üzerimizdeki alışık olduğumuz kimlik elbiselerini çıkarırsak öğrenecek çok şey var. Ezber bozmak işimizin adı. Ezber bir öğrenme değildir. Ya o ya bu değil. Ezber bir öğrenme şekli değil. Onu kırdığımız zaman yeni şey öğrenmeye açık hale geliyoruz. Bu da deneyimle oluyor.

AC: Organik ürünleri yetiştirirken nelere dikkat ediyorsunuz?

NK: Dikkat ettiğimiz hususlar var. Babaannemin kadının yönettiği bir çiftlikte doğdum. Marshall yardımı görmüş bir kişiyim. Doğal yollarda ürünler yetiştirirken bu sertifikaya ihtiyaç yoktu. Organik tarımla ilgili bir yönetmelik var. İlk önce onu bilmek gerekir. Suyunuzun analizi, yol durumu, toprağın durumu, diğer durumlar, tohumumuzun temiz olması gerekir. Küresel iklim değişiklikleri çok iyi takip etmeye çalışırız. Bölgesel ekim takvimini eskiye göre de takip ederiz. Ay takvimini de takip ederiz. Çünkü suyu ay yönetir. Ona göre yapıyoruz. Kadimle bilimi bir araya getirmek. Köylü ile kentliyi bir araya getirmezsen bu iş olmaz.

AC: Narköy’de hangi ürünleri yetiştiriyorsunuz?

NK: Yazlık ve kışlık ürünleri olabildiğince yetiştirebiliyoruz. Narköy’de hazırlanan sofralarda yabanı bitkilerinden hazırlanmış yemekler mutlaka gelir. Yabani bitkilerin lezzetleri farklıdır hem de sağlık açısında çok etkilidir. Konuklara sunduğumuz ürünlerin %80’i Narköy’de yetiştirilen ürünlerdir.95 çeşit domates yetiştiriyoruz burada. Doğada 3000 çeşit domates bulunuyor. Bizim 1200 çeşidin üzerinde tohumumuz var.

AC: Organik beslenmeye neden önem vermeliyiz?

NK: Bedenimiz doğal, temiz besine alışık. Halen genlerimiz bunları hatırlıyor. Vücudumuz ne yemeyi istediğini bilir. Ona göre besinleri seçer. Burada hiç kimyasal madde kullanmadan

tarım ürünlerimizi yetiştiriyoruz. Benim üç tane öğretmenim var. Arı, örümcek ve karınca.

Çok şey öğretirler bana. Doğa en büyük öğretmendir.

AC: Burada hangi ürünleri hazırlayıp satışa sunuyorsunuz? İstanbul yaşayanlar sizin ürünlerinizi nereden alabilirler?

NK: Kanyon’daki Murat Bey çiftliğinden bizim ürünlerimizi alabilirsiniz. Narköy’e gelen konuklarımız ise alışverişlerini yapıp evlerine gidiyorlar. Narköy’de peynir, yoğurt ve kefir de üretiyoruz. Bu yaz ayrıca kısmetse üretim bölümü yapacağız. Kısaca ekmeğimize kadar herşeyi kendimiz yaparız. Gerçek tuz kullanırız. Sularımızı doğru bir şekilde arındırırız.

AC: Organik tarım dışında hangi hizmetleri sunuyorsunuz?

NK: Narköy gibi benzer tesislerin kurulması için danışmanlık hizmeti veriyoruz. Ayrıca bazı üniversitelere de danışmanlık yaptık. Bunun dışında sertifikalı fidan yetiştiriyoruz. Kendi bahçeni kendin yap eğitimi ile ‘kendi tohumlarını nasıl alacaklar?’, ‘Kendi tohum bankalarını nasıl kuracaklar?’ gibi konularda eğitimler veriyoruz. Enver Topuz ‘Doğada … Olmak’ adlı bir eğitimden sorumlu. Doğa en büyük öğretmenimiz, onun dışında kurumsal eğitimler de var. Ölçme değerlendirme çok önemli bir eğitimde. Bu eğitimlerde hedeflenen amaca ne kadar ulaşıldı. Hepsini detaylı bir şekilde takip ediyoruz. Dijital ortamda düzenlediğimiz eğitimlerimiz bulunuyor. Ölçme ve değerlendirme olmadan. Dürüst geri bildirim olmadan ne yaptığını bilemezsin. Yurtdışına eğitim ihraç ediyoruz. Bu da çok görülen bir şey değil. Eğitimlerimizi kendimiz yazarız. Kısaca toparlamak gerekirse

kurumsal eğitimlerden ‘İş yaşamında Aikido’, ‘Doğa Liderlik’, ‘Doğada ‘Biz’ Olmak’, ‘Ekolojik Yönetim’i ‘Eko-no-vasyon (Ekolojik&Ekonomik İnovasyon), ‘Sürdürülebilir Sistemler Kurmak, Food&Mood (Ne Yersem Ne Yaşarım), ‘Kurum için “İyi” Yaşam düzenleniyor. Bireysel eğitimlerden ve atölyelerden ‘Çocuklara Özel Yıldızlar Kulübü’, ‘Doğadan…Olmak’, ‘Stres ve Kaygı Yönetimi’, ‘Peynir, Ekmek ve Yoğurt Atölyesi’, ‘NLP Pratisyen ve Master Eğitimleri’ gibi eğitimleri gerçekleştiriyoruz.

AC: Çocukların sizi beslediğini onlardan çok şey öğrendiğinizi, burayı size kurduklarını söylediğiniz. Çocuklara da burada ne gibi hizmetler veriyorsunuz?

NK: ‘Yıldızlar Kulübü’ diye çok özel bir eğitimiz var. Bu da bir ilktir. Bu eğitimimize 8- 15 yaş grupları arasındaki çocuklar katılabilir. Bir hafta boyunca 15 çocuğumuzu burada ağırlarız. Bu eğitimleri Ayşe Hocamız gerçekleştiriyor. Bu programımızı yaz ayları boyunca sürdürüyoruz. Bu eğitimleri doğanın lojistiği ile yapıyoruz. Bu eğitimler sırasında çocuklarımız mutfağa kadar giriyorlar. Çocuklarımız kendisiyle iletişim, diğer insanlarla iletişim, doğayla iletişim, sistemle iletişim birinci öğrendikleri arasında olduğunu söyleyebilirim. Geri bildirim vermeyi, zihin haritası yapmayı, düş kuruculuğu, düşleri hayata geçirmek birçok tekniği öğreniyorlar. Aileleri ile gelseler bile aileler eğitimin içinde olmazlar. Çoğu çocuğumuz ailelerinden ayrı olarak Narköy’e gelirler. Burada herkesçocukların hizmetinde olur. Çocuklarımız orman gezilerinden tutun birçok aktivitenin içinde kendilerini bulurlar. Çocuklar bu sistemin içinden sistemden kopmak yerine ne kadar sistemin içinde ne kadar sistemin dışında olacaklar. Bunu nasıl bir iletişim şekilli ile yürütecekler. Bunu bu eğitimimiz sırasında öğreniyorlar.

AC: Hangi atölye çalışmalarını yapıyorsunuz?

NK: Peynir ve ekmek atölye çalışmaları yapıyoruz. Eğitimlerimiz kış ve yaz aylarında sürüyor. İnek sağmadan tutun, yemek yapmaya kadar uzanan eğitimlerimiz bulunuyor. Bu eğitimlerin amacı hiç denemediğimiz bir şeyi bir kez denediğimizde, denemekten çekindiklerimizi olasılıklar dosyasına koyuyoruz. Dener, sevmezse yapmaz. O kişiye kalmış bir durum.

AC: Bireylere yönelik NLP, stres ve kaygı eğitimleri vermektesiniz. Bu eğitimlerin içeriği hakkında bilgi verebilir misiniz?
NK: Bu eğitimlerin hepsi onlara hizmet eder. Şimdi müzik ve terapi de onun içine girer. Her nota bir frekans. Vücudumuzun, dünyamızın bir frekansı var. O frekansa uyumladığı zaman şifa oluşuyor. Onun dışında eğitimde müziği ve resmi çok kullanırdım. Hayatın da müziği ve ritmi var. Doğadaki müziğinde bir ritmi var. Dolayısıyla bunlar olmazsa olmazlarımız. Müziği şifa amacına yönelik kullananlar da var. Bunlar çok önemli kıymetli şeyler.

AC: Narköy’deki temel prensiplerin anahtarları nelerdir?

NK: Narköy’ün temel prensiplerini şöyle sıralayabilirim;

Sürdürebilir Olmak: Eğitim ve Danışmak alanında ortaya koyduğumuz sonuçlar ve iş yapma biçimimiz ile hem gelişim ortağı olduğumuz kurumlar, hem de çalışanlarımız için sürdürülebilir olmaya özen gösteririz.

Basit ve Sade Olmak: İletişim kurmanın en temel kurallarından birinin netlik olduğunu düşünürüz. Bu nedenle eğitimlerimizde, kurum dilimizde ve beden dilimizde basit, sade ve anlaşılır olmaya özen gösteririz.

Gerçek ve Samimi Olmak: Aynı anda her konunun uzmanı olmayacağımız biliriz. Bu sebeple, çalıştığımız kurumların ve bireylerin hayatlarına gerçekten katkı sağlayabileceğimiz alanlarda çözüm üretmeyi tercih ederiz.

Derin Olmak: En önemli farklılıkların detaylarda gizli olduğunu biliriz. Bu nedenle, ele aldığımız konuları en ince detaylarına kadar inceler ve yüzeysellikten uzak durarak, her bir konunun ihtiyaç duyduğu kadar derin oluruz.

Süreç Odaklı Olmak: Gelişimin zamana yaygın olarak modüller yapıda tasarlanan eğitim programlarıyla hedeflenen düzeyde olacağını düşünürüz. Bu sebeple, sürekli gelişimi sağlayacak en etkin süreci, en uygun araçları kullanarak tasarlamayı tercih ederiz. Danışmanlık projelerimizde, geçmişi ve bugünü dikkate alarak yarının çözümlerini üretmeyi hedefleriz.

Ekolojik Olmak: Attığımız her adımın ekosistemimiz içinde yarattığı etkin farkında oluruz.Tüm rakiplerimiz de dahil olmak üzere, ekosistemimizi gözetiriz.

Bütüncel Yaklaşım: Gelişim ve öğrenmenin ancak bütüncül bir yaklaşım ile mümkün olabileceğini biliriz. Bunun için farklı öğrenme metodolojilerini bir araya getirir, özel tasarladığımız Nar Eğitim Portalı’mızın ve deneyimsel öğrenme için inşa ettiğimiz Narköy’ümüzün tüm olanaklarından faydalanırız. Yarına dair ürettiğimiz çözümlerin, çalışanlara adaptasyonu için farklı kanallar aracılığıyla tasarladığımı eğitim programlarını kullanırız.

AC: Enver Bey Narköy’de vermiş olduğunuz eğitimler hakkında beni bilgilendirirseniz sevinirim.
ET: Burada doğa ile ilgili farkındalığını artırmak, olmayanda da farkındalık yaratmak üzere doğa üzerinden bağlar kurarak hem bireysel hem de kurumsal eğitimler veriyoruz. Bu eğitimleri; Gece veya gündüz hedef bulma, Narköy takım aktivitesi, Babatepe zirve tırmanışı, ormandan dersler, doğada…olmak başlıkları altında sıralayabiliriz. Bu eğitimler üzerinden kurumsal birlikteliğin önemini, ekip birlikteliğinin önemini, dayanışmanın önemini, farkındalığın önemini anlatıyoruz. Gece karanlıkta karda, çamurda yürümenin önemini öğretiyoruz. Bu eğitimler sayesinde özü açığa çıkarmak istiyoruz. Çocukken özümüz ortada, büyüdükçe kabuklarla kapatıyoruz. Bu eğitimlerle kabukları soya soya onların gerçek kimliklerini, gerçek huylarını fark ettirip kişilerin geliştirilmesi gereken konularda tavsiyelerde bulunuyoruz. Herkes cebine alacağını alıp gidiyor.

AC: Eğitiminizin adı ‘Doğada … Olmak’. Ne demek?
ET: Genelde bu eğitimi yaz mevsimde yapıyoruz. Tabii talep olursa kışında yapabiliriz. Hafta sonları Cumartesi sabahından Pazar akşamına kadar devam eden iki günlük tamamen doğanın içinde kalarak uyguladığımız bir farkındalık ve kendini keşfetme eğitimi diyebilirim. Cumartesi sabahı erkenden sadece sıcak bir çorba içip yanımıza hiç yiyecek almadan Narköy’den doğanın içine hareket ediyoruz. İki gün boyunca yiyeceğimizi’ içeceğimizi, barınmamızı sağlıyoruz, ateşimizi yakıyoruz, gece ateş başında ucu açık sohbetler ediyoruz, hayatta kalma tekniklerini öğreniyor ve uyguluyoruz, meditasyonlar yapıyoruz. Pazar akşamüstü Narköy’e dönüyoruz. Döndüğümüzde müthiş bir ziyafet bizi bekliyor. Dönüşte (…) boşluğunu herkes kendisi dolduruyor. Bu eğitim sonucunda kendisi ne olduysa..

AC: Mümtaz Bey (Bayat) sizin Narköy’de vermiş olduğunuz eğitimden kısaca bahsedebilir misiniz?
MB: Kendi bahçeni kendin kur. Yeni bahçe kurmak isteyen daha doğrusu kendi cennetini yaratmak isteyen dostlarımıza bir eğitim veriyoruz. Burada permakültür prensipleri ve organik tarım yönetmeleriyle kendi bahçelerini nasıl kuracaklarını öğreniyorlar. Köy kökenli bile olsa bir iki nesil şehirde yaşayarak uzaklaşmış olan aileler babadan dededen gelen kuşaklar arası öğrenme den de uzak kalmışlar. Tarımsal üretime tamamen yabancılaşmışlar. Ürünlerin nasıl yetişeceğini tohumdan hasata giden yolculuğun her evresini yaşatarak tohum yastığı hazırlamadan, fideleri toprağa kavuşturmaya bakımdan, hasada Kompost hazırlamadan tohum alıp nasıl saklayacağımıza toprağa dokunarak öğretiyoruz. Bir yılın döngüsünü iki günlük bir eğitim programı ile yaşatarak tamamlıyoruz.

Ayben’in röportajından notları

• Nardane Hanım röportajımız sırasında likor, sirke, maya, ekmek yapmak bana sabrı öğretti dedi.

Likor Köşesi

• Nardane Hanım hiç birşeyi atmıyor. Herşeyi en iyi şekilde değerlendiriyor.

• Narköy’ün resim atölyesinde ‘Çocukken herkes bir sanatkardır. Önemli olan yetişkinken sanatkâr kalabilmek.’ Picasso’nun bu sözünü yazı tahtasına yazılmış bir not olarak gördüm.

• Narköy’ün restoran kısmında bir duvarda kitaplardan oluşan kütüphane çok ilgimi çekti.

• Narköy, doğa, bilim, sanat, eğitiminin içe içe geçtiği sıcacık bir yer.

• Narköy birçok master tezi konu olmuş bir yer.

• Toprakta gezinmek insana mutluluk veriyor.

• İlk defa bir tohum odası görme şansını elde ettim. Tohum odasında gördüğüm susuz karpuz tohumunun üzeri sanki bir sanat eseri gibi kendiliğinden işlenmiş.

Tohum Odası

• Yahya Şef’in yaban otlardan hazırladığı yemeğinin lezzetine diyecek yok.

• Nardane Hanım’ın olmazsa olmazları adalet, sevgi ve özgürlük.

• Nardane Hanım aklıma düşenin delisiyim diyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.