Farklı Alanlarda Çalışmak Zihni Genişletiyor ve Esnekleştiriyor…

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/09/IMG_5599-1280x962.jpg

Ebru Sağlam TRT’de sanat yönetmenliği görevini yürütmesinin yanı sıra Bilkent Üniversitesi’nde hocalık, Radyo ODTÜ elektronik altyapısı füzyon müzik program danışmanlığı, yazarlık ve profesyonel yoga eğitmenliği yapıyor. Farklı alanlarda çalışmak zihni genişletiyor ve esnekleştiriyor diyen Ebru Sağlam ile Cumartesi röportajı gerçekleştirdim.

AC: TRT’de sanat yönetmenliği yapıyorsunuz. Sanat Yönetmenliği mesleğini seçmeye nasıl karar verdiniz?

ES: Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesinde, Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümünde ikinci sınıfta okurken, hiç unutmam, TRT 2’de bir programda “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği” filminin sanat yönetmeninin hayat hikayesini seyrediyordum. Aslen bir mimardı ama film setleri tasarlıyordu. 1993 yılında, hayatımda ilk defa böyle bir meslek olduğuna vakıf oldum. 1997 yılında tamamen şans eseri, hatta gönülsüzce, TRT de TV Set Tasarımı departmanına başvurdum. Bir yıla yakın stajyer olarak çalıştıktan sonra mesleği çok sevdim ve kadromu aldım. BBC’den TV Set Tasarımı ve Temel TV Aydınlatması eğitimleriyle pekişen tasarım bilgim doğrultusunda TV programlarında ve dramalarda halen görev yapmaktayım.

AC: Sanat yönetmenliği mesleğini seçmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

ES: Öncelikle yayıncılık stres yönetimi, dayanıklılık ve çok iyi iletişim kurma becerisi gerektiren bir meslek. Bunlar işin insani tarafı elbette. Çok geniş kapsamlı bir meslek olduğu için kişinin altyapısının çok sağlam olması yani mimarlık tarihi ve mimari akımlar, sanat, mobilya tarihi, iki boyutlu tasarım, üç boyutlu tasarım prensipleri, renk bilgisi, aydınlatma, gerekirse kostüm tarihine kadar uzanan bir bilgi yelpazesine sahip olmak, yaratıcı ve uzak görüşlü olmak ama en önemlisi derinlemesine araştırma yapabilmek. Geçmişten referans alıp, günümüzdeki gelişmeleri takip edip, geleceğe ait mekânlar—bilim kurgusal mekânlar, kimi zaman da hiçbir yere, duruma referans vermeyen soyut, çok özgün mekânlar yaratabilmeliler. Yaratım süreci çok zor olabilir ama bir profesyonel sabırla işi bitirmelidir.

AC: Bilkent Üniversitesi’nde dersler de veriyorsunuz. Aynı zamanda Radyo ODTÜ elektronik altyapısı füzyon müzik program danışmanlığı, yazarlık ve profesyonel yoga eğitmenliği yapıyorsunuz birçok meslek yapmanız size neler kattı?

ES: Bunların hepsi farklı güç kaynağı, sanırım birçok kaynaktan beslenmek insanın kendini tamamlama sürecinde çok önemli bir rol oynuyor. İnsan beyni farklı birçok olguyu birbirine bağlama yetisine sahip, ve aslına bakarsanız bir açıdan hayatta noktaları birleştiriyoruz, hani eskiden bulmaca dergilerinde noktaları birleştirme oyunu vardı, bahsettiğim tam da bu. Bunların ötesinde, farklı alanlarda çalışmak insan zihnini genişletiyor ve esnekleştiriyor. Bu noktada vurgulamak isterim ki çalıştığım alanlar aslında tasarım ve sanat başlıklarının altında, dolayısıyla bir arada yürütmesi nispeten kolay.

AC: Yoga eğitmenliği yapıyorsunuz. Yoga size neler kattı?

ES: Yoga insanın kendi kendine verdiği bir mücadele, aslında hayatta tek bir rakibimiz var o da kendimiziz. Şöyle de diyebiliriz; siz bir savaşçısınız ve bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Yürüdüğünüz yol da yoga; ve bu yolda dostunuz da düşmanınız da kendinizsiniz. Asana dediğimiz yoga duruşlarının her biri, kendinize koyduğunuz engelleri ortadan kaldırmak, geçmiş bıraktığı lekeleri temizlemek, korkularınızla yüzleşmek ve çıktığınız yolculuğa devam etmeniz için var. Yoga, zihin, beden ve ruh arasındaki uyumun yakalanmasını sağlarken bu üçlüye yüklenmiş birçok kalıbı aşmanızı sağlar. Duruş bozuklukları, zihin karışıklıkları, ruh kaybı aslında bizlere sosyokültürel, çevresel, geleneksel olarak sızmış inançlardır. Bu bağlamda yoga kendime, içimdeki öze ulaşma çabamda en büyük yardımcım oldu.

AC: Budokon Yoga tekniği kullanıyorsunuz. Budokon ne anlama geliyor? 

ES: BU—savaşçı, DO—yol, KON— ruh anlamına gelmekte, yani savaşçı ruhun yolu. Budokon’u kısaca karışık hareket sanatları olarak tanımlayabiliriz.

AC: Budokon teknikliğinden bahsedebilir misiniz?

ES: Detaylı bir açıklama yapmamız gerekirse Budokon, Yoga, MMA (Mixed Martial Arts, karışık dövüş sanatları), BJJ (Brezilya Jiujitsusu) Animal Locomotion (hayvan hareketleri), Mobilite (eklemlerin sağlıklı çalışması ve eklemeleri oluşturan dokuları kuvvetlendirmeye yönelik hareketler dizisi) ve Calisthenics (jimnastik ve akrobasi) alanlarını birleştiren kompleks bir sanat formu. Sanat formu denmesinin sebebi, Budokon’un sürekli kendini yenilemesi, yapıtaşlarını koruyarak, kişiye tüm bu alanlardan ilham alarak, kendi akışını yaratma imkânı vermesi. Bu arada teknik çok doğru bir kelime çünkü nasıl bir mimari yapının tasarım ve yaratıcılık boyutunun yanında teknik özellikleri varsa, bir yapı olarak görebileceğimiz bedenin yaratabildiği her hareketin teknik açılımları var, açılar, hizalamalar, kuvvet, kütle, ağırlık merkezi gibi.

AC: Budokon tekniği ile iş yaşamında nasıl bağlantı kuruyorsunuz?

ES: Bu harika bir soru zira bir tasarımcı olarak oldukça kompleks, birçok dinamiği ve parametreyi  içeren çözümlemeler üretmek zorunda kalabiliyorum; bu da karışık bir zihin demek. Budokon, her zaman zihnimi sıfır noktasına çekmeyi başarıyor, çünkü Budokon’un kapsadığı tüm hareket alanları ama özellikle dövüş sanatları berrak bir zihin ve plan yapmayı gerektirir. Bu hâl, son derece hararetli bir dövüşün ortasında, ölüm kalım meselesi noktasındayken olması gereken bir zihin durumu düşünsenize. Sonuçta, iş hayatındayken reel bir dövüşün ortasında olmayabiliriz, ama zihinsel, ruhsal, zekasal boyutta birçok “dövüş”ün ortasında kalıyoruz. Böyle anlarda, Budokon felsefesinden yola çıkarak,  Budokon serilerini, pratiklerini yaparken korumaya çalıştığım akıl durumumu anımsayarak kafamdaki kara bulutları dağıtıyor, temiz ve net bir zihne kavuşabiliyorum. Ve mücadeleye devam diyorum.

AC: Yoga yapmanın iş yaşamına katkıları nelerdir?

ES: Yoga sizin dünyanızın bir elementi haline geldiğinde gerilimli, yorucu ve üzücü iş günleri ardından sığındığınız en güvenli liman, yani bu benim için böyle. Çünkü dünyevi hallerin etkisini üzerimden atmaya ve hayatın, her an, yeniden başladığını hatırlamama yardımcı oluyor.

AC: Yoga yapmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

ES: Yoga günümüzde bir trend olmuş gibi duruyor. 46 yaşındayım ve yaklaşık 20 yıldır yoga yapıyorum, yükselen trendler çok çabuk tüketilebiliyor oysa, tarihine baktığımızda, yoganın günümüzde çok daha geniş kitlelere ulaştığını görüyoruz. İster trend insanı olun, ister kendi trendleriniz doğrultusunda yaşayın, yoga yapmak istiyorsanız mutlaka denemelisiniz ve ertelememelisiniz, ve birden fazla hocanın pratiklerini deneyimleyerek bu yola başlamalısınız.

AC: Covid-19 sürecinden geçiyorsunuz. Yoganın bu dönemde size ne gibi katkıları oldu?

ES: Kurumsal hayatta karantina döneminde sorumlu olduğum, acil olarak uygulanması gereken projeler vardı, ve yoğun bir şekilde çalışmak durumundaydım. Her sokağa çıkma yasağında çalışıyordum. Aslında bu durum beni hayatın durduğu hissinden uzaklaştırmıştı ama bir yandan hastalıkla burun buruna yaşamanın kaygısını taşıyordum. Tam bu noktada, yoga yine imdadıma yetişti; bağışıklık sistemini ve sinir sistemimi güçlendiren hareketler, akışlar ve nefes egzersizleriyle salgına yakalanma kaygım asgariye indi.

AC: Önümüzdeki projeleriniz ve hedeflerinizden bahsedebilir misiniz?

ES: Bitirmiş olduğum kısa bir çocuk romanı var ve serinin ikincisini yarılamış bulunuyorum. Kısa vadede bu kitapları kitapçıların raflarında görmeyi planlıyorum, vahşi yaşamı korumaya gönül vermiş uluslararası bir vakıfta görev almak en ama en büyük hedefim. Bunlara ilaveten,  uzun vadede ise ,biraz tuhaf gelebilir, ama bir bölgeden bağımsız belediye başkanı olma, siyasi hayatta özgün ve bağımsız bir birey olarak yer alma hayalim var.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.