Fotoğraf sanatçısı Gül Ezen:‘Neye kafayı takıyorsanız Onu çekeceksiniz illa ki…’

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/06/IMG-20200620-WA0011-002.jpg

Fotoğraf sanatçısı Gül Ezen, ODTÜ Mimarlık mezunu. Eşi diplomat olduğu için hayatı yurtdışında geçince mesleğini yapamamış. O da dünyanın neresinde olursa olsun yapabileceği fotoğrafçılığa yönelmiş…

AC: ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunuyken 1980’li yıllarda fotoğrafçılığa neden ve nasıl başladınız?
GE: Evliliğim dolayısıyla benim çalışma hayatım kısa oldu. Bir diplomat olan eşimin yurtdışı tayinli çalışma hayatına uymak zorunda kaldım. Türkiye’de yaşadığımız bir sırada Ankara’nın gri kış aylarından bunalıp bir derneğin fotoğraf kurslarına katıldım. Yıllar öncesinden zaten bir kamera sahibiydim, resim yapıyordum ve ODTÜ öğrenimim sırasında temel tasarım dersleri almıştım. Dolayısıyla gerekli altyapı bende vardı. Fotoğrafı çok sevdim ve dünyanın neresinde olursam olayım yapabileceğim bir iş olarak benimsedim. İlk yıllarımda yarışmalara katılırdım, bunlardan kazandığım birçok ödülüm vardır.

AC: Fotoğrafçılığa başladığınız dönemle şimdiki dönem arasında farklılıklar var mı?
GE: Fotoğrafa başladığım yıllarda film ile çalışırdık. Filmler pahalı olduğu için her kareyi büyük bir dikkatle çekerdik. Ben dia da çektim ama esas tutkum siyah beyaz fotoğraf oldu. Çekildikten sonra filmler yıkanır ve kontak baskı denilen ve her karede ne olduğu hakkında fikir verebilecek küçük baskı yapılır ardından da seçilen kareler karanlık odada basılırdı. Ben ikinci ve üçüncü aşamaları da kendim yapmayı öğrendim. Ve negatifi yorumlamak için karanlık oda imkanlarını kullandım. Zor bir iş.

AC: Yurtdışına gitmenizin mesleğiniz açısından ne gibi faydaları oldu?
GE: Yurtdışında fotoğrafla ilgilenmenin en büyük faydası o devirde Türkiye fotoğraf ortamının sınırlamalarından kendimi kurtarmak oldu. İkincisi ileri seviyede ders ve kurslara katılabilmek, üçüncüsü ise müze ve galerilerde pekçok sergi görerek bilgi ve görgümü artırma olanağı.

AC: Yurtdışında sergi açmanın farklı yanları neler?
GE: Yurtdışında sergi açmanın kısaca en farklı yanı sergiye gelen insanların sanata ve dolayısıyla sergi sahibine olan farklı yaklaşımları.

AC: Bugüne kadar kaç sergi açtınız? Sizi en çok etkileyen serginiz hangisi oldu?
GE: Beş sergi açtım. İlki yazları gittiğim köyde çektiğim fotoğrafları yine orada sergilemem oldu. Yıllar sonra New York’ta ‘Basamaklar’ ve ‘Mutluluk Peşinde’ adlı serileri sergiledim. Üçüncü sergi Mexico City’de aynı serilerin genişletilmiş ve sayıca artmış versiyonu. Türkiye dönüşünde Ankara Resim Heykel Müzesi’nde ‘Basamaklar’ adlı sergi. ‘Basamaklar’ Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Sergi Salonu’nda tekrarlandı. Yukarıda baksettiğim ilk dört serginin bütün fotoğraflarını karanlık odada aylar süren çalışmalarla ile kendim bastım. Son sergim ise Riga şehrinde çektiğim fotoğraflardan oluşan ısmarlama bir sergi, ‘Riga Gizli Başkent’. Renkli dijital fotoğraflardan oluşuyor. Ankara Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açıldı, sonra ODTÜ Sergi Salonu’nda tekrarlandı. Çok büyük emeklerle çektiğim ‘Basamak’ fotoğraflarının bende özel bir yeri vardır.

AC: Bir röportajınızdan kendinize sınır koymadığınızı söylemişsiniz. Bunu açabilir misiniz?
GE: Takıntının sınırı olmaz. Neye kafayı takıyorsanız onu çekeceksiniz illa ki.

AC: Fotoğraf bir sanat. Şimdi herkes elinde telefonla selfi çekiyor. Buna ne diyorsunuz?
GE: Selfie çeken sanat yapmak amacıyla çekmiyor, herkes ne istiyorsa onu çeksin. Yalnız selfie çekiyorum diye uçurumdan filan düşen var, dikkatli olmak lazım.

AC: Bir dönem basamakları fotoğrafladınız. Neden basamaklar?
GE: Basamaklar, basamaklar. Hayatımız basamaklar. Asırlardır hep yukarıya tırmanmaya çalışıyoruz, çünkü yukarısı daha güvenli. Mimari öge olarak basamakları seviyorum ama görünen basamakları çekerken hayatımızdaki görünmeyen basamakları düşündüm hep. Sınavlar, hastalıklar her türlü zorluk ve engel.

AC: Sizi etkileyen bir anınız var mı?
GE: Evet, eski Ankara-İstanbul yolundaki tarlalarda fotoğraf çekerken polisin gelmesi. Meğer tam askeri havaalanının karşısındaymışız, farkında değildim.

AC: Anılarınız ile ilgili bir kitap projeniz var mı?
GE: Anılarımı zaten ‘Tekin Ertuğ’un Işıkla Resmedenler’ adlı serisinin birinci kitabında anlattım. Bunun dışında sadece anılarımı yazacak kadar önemli birisi değilim.

AC: ‘Bebek Hoplatma Sahili’ isimli kitabınızdan bahsedebilir misiniz?

GE: ‘Bebek Hoplatma Sahili’ insan hayatı döngüsünün acı taraflarına hiç dokunmadan sadece tatlı yanına odaklanan ve 6 yılımı alan bir çalışma. Proje gözlemden doğdu, kendi kendine gelişti ve kendi adını kendisi koydu.

AC: ‘Bebek Hoplatma Sahili’ kitabınızdaki fotoğraflarınızı cep telefonuz ile çekmişsiniz. Neden cep telefonu ile çektiniz?
GE: Çünkü cep telefonu her zaman yanımda ve herkes de cep telefonu ile fotoğraf çekiyor. Bu sayede ben onlardan ayrılmıyorum ve bebek-çocuk fotoğrafı çekmek gibi hassas bir konuda arzu edilen kolaylığı elde etmiş oluyorum.

AC: Neden çocukların fotoğraflarını çektiniz?
GE: Bebekler, çocuklar henüz büyüklerin içine hapsolduğu hesap, kaygı gibi düşüncelerin dışında oldukları ve anı doyasıya yaşayabildikleri için.

AC: Çocukların fotoğraflarını çekmenin zorlukları nelerdi?
GE: Çok hızlılar. Spor fotoğrafı çeker gibi bir şey. An bir saniyede değişiyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.