Hayattaki En Büyük Eserim Oğlum

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/05/4aa-1-1280x1870.jpg

AC: Yazarlık hikayeniz nasıl başladı?
PK: Ben Çocuk Kalp Vakfı gönüllüsüyüm. Vakıf başkanımız Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, 2012 yılında gönüllüleri bir araya getirerek çocuk kalp sağlığı konusunda farkındalığı nasıl arttırabileceğimize dair beyin fırtınası yapmak dileğini gündeme getirdi. O toplantıdan bir gün sonra uyandığımda çocuk kalp hastalıkları ve vakalarına dair kitap yazmamız gerektiğini düşünerek bu fikri vakıf başkanımız ile paylaştım. O da fikri çok beğendiğini söyledi. Böylece ortaya kalp hastalığı ile doğan bebeklerin, ailelerin, doktor ve sağlık çalışanlarının yaşadıkları gerçek yaşam hikayeleri içeren ‘Benim Küçük Kalbim’ adlı eser ortaya çıktı.
AC: Bu eseri sizin yazmanızdaki ana etken ne idi?
PK: Oğlumun çok komplike bir kalp hastalığı ile dünyaya gelmesiydi.
AC: Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi’ni bitirdiniz. Ticaret alanında faaliyet gösteren şirketlerde çalıştınız. Ama maalesef bu talihsiz olay hayatınızı değiştirdi anlatır mısınız?
PK: Bu kitabı yazmam aslında oğlumun ameliyatından 17 sene sonra gerçekleşti. ‘Benim Küçük Kalbim’i yazarken çalışmaya devam ediyordum ve iş hayatım çok yoğun ve mücadelenin hiç azalmadığı bir ortamdı. Zira böylesi travmatik bir olayı kaleme alırken gerçek dünyanın fani halleri ile uğraşmak büyük çelişkiyi beraberinde getiriyordu. Bir gün iş yerindeki masamdan kalktım ve çantamı alıp o dönem ‘Beycik’ adlı bir köydeki evimize geldim. Çam ağaçları, vadi arasından görünen denize baktım ve eğer şimdi yazmazsam nefes alamayacağım dedim. 1 sene iş hayatına ara verdim ve kitabı tamamladım.
AC: Sizin için yazmak neyi ifade ediyor?
PK: Yazmak insanın özüyle buluşması, içindeki çocuğu önce serbest bırakıp sonra bu yaşı ile o ufaklığı buluşturmasıdır bana göre. İnsanın özüyle buluşması ise tamamlanabilmesi adına attığı adımlardır.
AC: Kitaplarınız her birinde bir mesaj var ve genellikle ilklere imza atmışsınız. Bu tesadüf mü yoksa bilinçli olarak seçtiğiniz bir yol mu? Mesajlarınız hedefe ulaştı mı?
PK: ‘Benim Küçük Kalbim’ bir ilk ama planlı bir ilk değil. Çocuk kalp rahatsızlıklarına dair gerçek yaşam öyküleri daha önce kaleme alınmamış ve evet kesinlikle hedefine ulaştı ve bu kitap başucu eser denebilecek popüler kültürün çok dışında bir eser çünkü her yıl 15.000’e yakın bebek bu rahatsızlıkla doğuyor. Bugün hala kitaba ulaşmak isteyen pek çok okurdan mesaj alıyorum. İnsanlık var oldukça hastalıklar da olacak ve hastalığın türü ne olursa olsun hasta ve hasta yakınlarının sorunun içinden nasıl geçmeleri gerektiğine dair çok önemli mesajları içeriyor.
‘Kırmızı Gece’de dediğiniz gibi bir ilkti. Ülkemizde her 10 kadından biri vajinismus hastası. Bu hastalığa dair pek çok tıbbi kitap var ama roman bir ilk. Bu romanda ise kadının toplumumuzdaki yerine ve bunun sonuçlarına dair çok önemli bir hikâye var.
‘Mühürlü Zarf’ benim açımdan miladım. Çünkü yakın tarihimiz olan Kıbrıs Barış Harekâtı’nı paralel kurgu tekniği ile dünün bugüne yansımasını okura sundum.


AC: İyi bir yazar olabilmenin koşulları sizce nedir?
PK:Büyük travmalar, acılar, dibe vurmalar yazarın yazdığı eserin kalıcı olmasını sağlar. Acıyı deneyimlemek, tüm hücrelerinize yayılmış olması yazdıklarınızın okura geçişini saydamlaştırır. Bununla birlikte eğer yaşamadığınız bir olayı kaleme alacaksanız eğer, aynı bir aktris gibi olayı önce deneyimlemeye, çok iyi anlayıp empati yapmaya çalışmalısınız. Örnek verecek olursam vajinismus hastalığını önce çok iyi araştırdım fakat yazabilmem veya okura gerçekten hissettirebilmek ancak kendimi cinsellikten alabildiğine uzaklaştırmam ile mümkündü. Aynen böyle yaptım ve pek çok vajinismus hastası benim de bu vakayı yaşadığımı düşünmüş.
AC: Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz projelerinizden bahsedebilir misiniz?
PK:O kadar çok ki… Ama kısaca yanıtlıyayım. 20’li yaşlarda ihracat yapan firmalar ile çalışmaya başladım. 30’dan fazla ülkeyi iş için ziyaret ettim. Kendi firmamı eşimle kurarak uluslararası ödüllere imza attık ve yukarıda bahsettiğim gibi 3 eser yazdım ve devam ediyorum. Ama hayattaki en büyük eserim oğlumdur.
AC: Corona günlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
PK: Korona hepimize önce yavaşla sonra dur dedi. Bana bu çok iyi geldi. Çünkü hayatım boyunca hep hedeflerimin peşinden koşturdum. Ama durmak var. Milan Kundera’nın dediği gibi var olmanın dayanılmaz hafifliğini hissettirdi bana. Çoğumuz var olabilmek için öğrendiğimiz kalıpların sonucunda özümüzden, doğadan, şükürden uzaklaşıyoruz. Oysa var olabilmek ‘hiç’ olduğumuzda kendimizi sevebilmek anlamına geliyor.
AC: Corona günleri sonrası için projeleriniz var mı?
PK: Olmaması mümkün değil pek tabi zira şu anda yukarıda da söylediğim gibi bilinçli olarak herşeyi durdurdum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.