Kendi Küçük Dünyamı Sanata Alet Ediyorum…

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2021/05/6.jpg

Resim Sanatçısı Sibel Selen Pakyüz ile Cumartesi röportajı gerçekleştirdim. Birbirinden değerli eserlerinin hikayelerini blogum için anlattı.

A.C: Televizyon program sunuculuğu, uluslararası şirketlerde yöneticilik gibi başarılı bir kariyer yürütürken sanatla ne zaman buluştunuz?

S.S.P: Sanat hep sokağın köşesindeki kırmızı ışık. Kişisel yolculuklarımızdaki, öğretilerimiz, modellemelerimiz, hırslarımız, ihtiraslarımız, sahip olmak istediklerimiz, öfkemiz, bu ben miyimlerimiz arasında debelenirken, arada nefes alıp, durmak, anlamak, zorunda olduğumuz köşeler.

Yaşımız, cinsiyetimiz, kültürümüz ne olursa olsun, kırmızı ışıkları fark ettiğimiz yerlerde başlamıyor mu tekamülümüz? Sanat, beni tam sağa dönecekken köşede yakalayıp direksiyonumu sola kırdırdı. Şifası da hediyesi.

A.C: Sanat ile anlatmak istediğiniz nedir?

S.S.P: Ben kendi küçük dünyamı sanata alet ediyorum. Bir hipnoterapi seansında, beynin travma esnasında   fotoğraf çektiğini öğrenmiş ve deneyimlemiştim. Düşünsenize binlerce duygumuz var ve hepsinin ifade edilmesi mümkün değil ama sanatın alet edilmesi, işleri epey kolaylaştırıyor. Yani sıkıntı sanata hizmet ediyor, anlam arama yolculuğumuzda.

A.C: Nelerden esinlenirsiniz?

S.S.P: Esinlenmenin bir akış olduğunu düşünüyorum. Çok uzaklara bakmaya gerek yok, güzel bir yüz, bir hamilelik haberi, köpeğiniz uyurken seyrettiğiniz burnu ve patileri, iyilik kötülük, kocaman bir kahkaha veya yaşamaya devam edemeyeceğinizi zannettiğiniz kocaman bir acı. Hizmeti kendimize yaptığımız bir döngü aslında. Sonra başkalarına değiyorsa, ne mutlu.

 

A.C: Bir eserinizi instagramda paylaşırken eski bir terazi ile sohbet ettim diye not düşmüşsünüz. Objeler ile sohbet mi edersiniz?

S.S.P: Benim derdim sürekli anlamaya çalışmak. Yaşanmışlık; kim bilir nelere şahit olmuştur, sırtında sürekli bir yük tartmak. Yaşam gibi. Ne çok öğrenmişlik ve yorgunluk. Hepimiz bir çok şeyin yorgunuyken, iletişim ihtiyacımızı da bu şekillendiriyor aslında. Herkesin kendi formülleri var elbette. Ben de eski eşyaları dönüştürürken bunun keyfini sonuna kadar çıkartıyorum. Müthiş bir enerji alışverişi. Üstelik de bir bilgeyle.

A.C: Tuval üzerine yaptığınız resimlerin yanı sıra çeşitli objeleri de sanat eserine dönüştürüyorsunuz. En sevdiğiniz obje nedir?

S.S.P: Bu tamamen hayal gücümü ilgilendiren bir mesele. Yani bir kapı da olabilir, bir gramofon veya bir  klozet kapağı da. Ama başka zamanlarda yaşamış eşya ve objelere çok heyecanlanıyorum. Bu benim için muazzam bir deneyim, şöyle der gibi; bak bakalım ikinci yaşamına, belki burayı da seversin. Bir nevi ikinci şans belki de bir çoğumuzun ihtiyacı olan şey. Kim bilir…

A.C: Amerika’da güzel sanatlar okumuşsunuz. Amerikan sanatının çalışmalarınızda etkileri var mı?

S.S.P: Babam diplomattı, dolayısıyla iki farklı kültürde büyüdük.

Bu bir taraftan müthiş bir zenginlik oldu, ama iki kültür arasında da epey bocaladım.

Buradaki sıkışıklık; eş zamanlı ferahlık, bir süre sonra yaşamınızın her bölümüne yansıyor galiba. Bu cümleleriniz olabilir, bakış açınız, anlamlandırma çabanız veya çizimleriniz. Bambaşka bir kültür ve sizin içinde büyüdüğünüz diğer kültür. Bu zamanla, harmanladığınız, sindirdiğiniz ve yansıttığınız şey her neyse; buradan bir tarif oluşturuyor. Vizyon çok değerli bir kelime. Gelişmişlik ve özgürlük olmazsa sanırım o da dünyada yerini bulamazdı.

 

A.C: Eserlerinizi hazırlama sürecinde nelere dikkat ediyorsunuz?

S.S.P: Hazırlığım anlatmak ihtiyacımla kesişiyor. Orayı dinliyorum. Müthiş bir serüven çünkü siz anlatmaya başlayınca o kendi hikayesini çiziyor. Bir nevi sizden bağımsız ama siz. Duygusal dünyanız, olayları evirip çevirme hızınız, bir de maystronuz olan bilinçaltınız. Dikkati onlar kesiliyor ben bu durumda co-pilotluk yapıyorum.

 

A.C: Renkler ve desenler size ne ifade ediyor?

S.S.P: Bu büyük bir karmaşa. Mavi bir çok renge aşık, kırmızı seçici, yeşil uyumlu, turuncu deli. Dolayısıyla onları olduğu yerden görmek ve anlamak önemli. Bu aşamadan sonra bir kütle oluşturuyorlar ve şekilleniyorlar. Desenler de bu dansa eşlik eden gönüllüler. Onlar olmadan dünya(m) kocaman, karanlık bir çukur olurdu herhalde.

 

A.C: Sanatı tek kelime tarif ederseniz ne derdiniz?

Derdim var; derdim.

S.S.P: Sizin ürünlerinizi nerelerden alabilirler?

Ben Nişantaşı’nda yaşıyorum ve çalışıyorum. Orada bir atölyem var ve gün içinde oradayım.

Gelmek ve yaptıklarımı görmek isteyen bütün sanat severleri bekliyorum. Üstelik yanında kahve de var.

 

A.C: Önümüzdeki dönemdeki hedefleriniz ve projeleriniz neler?

S.S.P: Pandemi dönemi malum; herkes için çok sıkıntılı ve devam ediyor. Ancak, sıkıntı sanata hizmet ettiğinden (kötüden iyiye), bu dönemde o kadar güzel fikirler, projeler ve teklifler geliyor ki, hepsine dahil olmak istiyorum ve çok heyecanlanıyorum. Bunların içinde bir sanat köyü projesi, gençlerle dev bir sergi, Hong Kong ve Singapur da iki mevcut projenin detaylandırması var. Ben herkesin yaşam yolculuğunda kendi şifasını bulmasını diliyorum, yaptığınız iş her neyse aynı zamanda şifanız olsun.

Ayben hanım size de ayrıca çok teşekkür ediyorum, duyarlılığınız ve anlamlandırma çabalarınız için.

 

 

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.