Mesleğimi 10 Yaşında Seçtim
Mayıs 7, 2020

Mesleğimi 10 Yaşında Seçtim

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/05/DSC05144-Edit-Edit-1-2.jpg

Keman Sanatçısı ve Sanat Projeleri Tasarımcısı Emel Özer’le yaptığım röportaj bugün blogumda. ‘Müzik kişiye neler kazandırır?’ ‘Müzik bir iletişim aracı, duyguyu ifade etme biçimi olarak tanımlayabilir miyiz?’, Müzik’le tanışma hikayesi gibi birçok sorumu cevapladı.

AC: Müzik sizin için neyi ifade ediyor?
EÖ: Aslında müzik bir müzisyen için her şeyi ifade eder. İşinizdir , aşınızdır…
Ben müzikten başka bir eğitim almadım. Demek ki müzik benim okulum olmuş.
Müzik yaparak ya da müzikle ilgili işler yaparak hayatımı sürdürüyorum. Demek ki müzik benim hayatım olmuş.

AC: Müzik kişiye neler kazandırır?
EÖ: Müziğin bilim tarafından kabul edilen birçok özelliği var. Tıpta, eğitimde, psikolojide önemini ve etkisini artık hepimiz biliyoruz. Bana göre aslında müzik sadece güzel melodilerin bir araya gelmesi değildir. İçine girdiğinizde ne çok disiplini bir araya getirdiğini görünce şaşırırsınız. Müziğin matematiği, felsefesi, fiziksel öğretisi ve tabii en önemlisi tüm bunları aynı anda yapmanızın gerekliliği inanılmaz bir kazanımdır.

AC: Müzik bir iletişim aracı, duyguyu ifade etme biçimi olarak tanımlayabilir miyiz?
EÖ: Kesinlikle böyle tanımlamalıyız! Her şey müziktir. Yaşamımız boyu her türlü duygumuzu müziğe yansıtırız. Bebeğiniz olduğunda ona ilk yaptığınız şeylerden biri ninni söylemektir. İşte duygularınızı ifade etmek için ilk olarak müziği kullandınız. Çocuklar okula başladıklarında tüm öğretiler müzik aracılığı ile yapılır. Çünkü şarkılar en iyi mesajları içerir. Düğününüzde hangi şarkıların çalınacağını, ilk dans müziğinizi özenle seçersiniz. Çünkü o mutlu günü yansıtacak müzikleri duymak istersiniz. Maçlarda takımımıza coşkuyla moral vermek için hep bir ağızdan şarkılar söyleriz. Engelli insanlara uygun müziklerle ulaşıp iletişime geçilebildiğini artık hepimiz biliyoruz. Üzücü ama birisini kaybettiğimizde de müzik var hayatımızda. Mevlütler, dualar aslında hepsi farklı da müziktir.

AC: Sizin müzikle tanışma hikayenizi anlatabilir misiniz?
EÖ: Çok sık rastlandığı gibi annemin müziği sevmemi fark etmesi ile başladı benim müzikle buluşmam. İlkokulda piyano daha sonra Ankara Devlet Konservatuvarı’nda aldığım keman eğitimi ile devam etti. Doğrusu ben de sıkçadüşünüyorum ailemin konservatuvar eğitimini desteklemesi ve öngörüsü oldukça ilginç. Çünkü o zamana kadar ailemizde hiç sanatçı yok. Dolayısıyla bu eğitimi alırken yardımcı olmaları mümkün değil. Buna rağmen 10 yaşındaki çocuklarının meslek seçiminde cesur davrandılar.

AC: 1990 yılında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Keman Bölümü’nden mezun oldunuz, Keman bölümünde okumak size neler kattı?
EÖ: Ben aslında kaza ile kemancı oldum. Bu hikaye komik; konservatuvara giriş sınavında keman bölümüne seçildiğimi fark ettiğimde korkumdan jüriye aslında 3 yıllık piyanist olduğumu söyleyemedim. Jüri Necil Kazım Akses, Nevit Kodallı, Mithat Fenmen, İlhan Baran gibi büyük ustalardan oluşuyordu. Düşünebiliyor musunuz 10 yaşında ilerde yapacağı mesleği seçilen bir çocuğun yaşadıklarını. Ne denli heyecanlıymışım ki söyleyemedim. Ama sonra iyi ki de öyle olmuş dedim. Piyanistler daha yalnız müzisyenlerdir oysa malum orkestralarda en kalabalık grup keman grubudur. Şanslıyım yani!

AC:1999- 2000 yılları arasında Kültür Bakanlığı bursu ile gittiğiniz ABD’de New York’un Mannes School of Music’te, keman ve oda müziği eğitimi aldınız. Burada orkestra, oda müziği ve solo konserler verdiniz. Amerika müzik konusunda size neler kattı?
EÖ: New York’u bir mıknatısa benzetirim ben. Dünyanın tüm önemli sanatçılarını kendine çeker. Dolayısıyla hep en iyileri, en yenileri orada bulmak mümkün. Sayısız konserler, operalar, baleler, müzikaller, en iyi müzik okulları orada.  New York’ta aldığım eğitim mutlak ki klasik müzik eğitimimi pekiştirdi ama benim asıl keşfettiğim şey o yıllarda bizim çok alışkın olmadığımız etnik müziğin önemiydi. Açıkcası kendi müziğimize New York’ta yakınlaştım ben.

AC: Profesyonel hayatınız boyunca Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Bilkent Senfoni Orkestrası, İstanbul Filarmoni Orkestrası, Akbank Oda Orkestrası, Antalya Devler Senfoni Orkestrası, Ancyra Oda Orkestrası ve Orkestra Ankara gibi Türkiye’nin önemli orkestralarında çaldınız. Bu kadar önemli orkestralarda görev yapmak size neler kazandırdı?
EÖ: Benim bugün yaptığım birçok farklı kimlikte sanatsal çalışmalara rağmen hala en çok sevdiğim ve en iyi yaptığımı düşündüğüm şey orkestrada keman çalmaktır. Birçok orkestrada kurucu oldum, grup şefi olarak çalıştım. Orkestra kolektif çalışmanın en güzel örneğidir. Orkestralar aynı toplumda aile örneği gibi çekirdek görevi görürler. Oralarda sayısız genç yetişir, bestecilerin yeni eserleri seslendirilir, bulundukları şehirde bir kültür misyoneri gibi çalışırlar. Orkestradaki tüm müzisyenlerin aynı tempoda, farklı notaları uyum içinde icra etmeleri ve müziği aktarmaları müthiş bir şey. Bunu her provada ve konserde hissediyorum.

AC: Müzikle ilgilenmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
EÖ: Öncelikle onlara her zaman iyi müzik dinlemelerini öneririm. Ama bunu her tür müzik için önerdiğimi özellikle vurguluyorum. İyi yapıldığı sürece müziğin her türü mucizedir.
Meslek olarak klasik müziği seçmek isteyenlere konservatuvar eğitiminin gerekliliğini ama diğer türler için daha özgür bir ortam olduğunu belirtelim. Müzik çok çalışma ve disiplin gerektiriyor. Eğer bir odada tek başına saatlerce çalışmayı göze alamıyorsanız bu işi hobi olarak yapmak en iyisi. Hep söylendiği gibi sadece müzisyenler müzik yapmaz! İsteyen herkesin hobisi müzik olabilir. Hatta samimi olmak gerekirse müziği hobi olarak yapmak da daha zevkli olabilir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *