Opera Sanatçısının Müzikteki Yolcuğu

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/02/Şeniz-Erdinç-ve-Ayben-Cumalı-son.png

AC: Şeniz Hanım biraz kendinizden bahsebilir misiniz?
ŞE:1973 yılında Mersin’de doğdum. Anne tarafım İstanbullu, baba tarafım Mersinli. İlkokul, ortaokul ve lise hayatım Mersin’de geçti. Liseden sonra konservatuvar sınavlarına girdim. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera Ana Sanat Dalı’nı kazandım. Orada Ayhan Baran’la müzik hayatım başladı. 3,5 yıl kadar Ayhan Baran’la çalıştım. Daha sonra İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin solist sanatçılarından Payam Koryak’ın öğrencisi oldum. Birbirinden kıymetli hocalarım oldu. Konservatuvar uzun bir eğitim. Daha okuldayken çalışmaya başlamıştım.

Okulla eş zamanlı konserler de başladı. Halen de devam etmekte. 1998 yılında profesyonel olarak şarkı söylemeye başladım. Sayısız opera ve müzikal konserlerinde seyirci ile buluştum. Tüm dünya müziklerini söylediğim sanatçı dostlarımla beraber kurucusu ve menajeri olduğum Grupart istanbul orkestramla birçok etkinlikte ve festivallerde konserler verdim. Hala tüm dünya müziklerini sahne üzerinde farklı konseptteki orkestralarımla icra ediyorum. Şeniz Erdinç & Cenk Sökmen ile iki solist olarak orkestra konserlerimizin yanı sıra Terane Abbaszade ile akustik konseptlerimiz sürmekte. Ve bazı orkestralarda da yine solist olarak proje bazlı çalışmaktayım. Bunun yanı sıra şan eğitmenliği yapıyorum ve profesyonel albüm çalışmalarında vokal koçluğu yapmaktayım. Çok farklı projelerde yer alan kişilerle çalışıyorum. Normal meslek sahibi olup, iş adamı ve iş kadını olup, şan dersi almak isteyenlerle de çalışıyoruz. Burada sadece şan eğitimi değil repertuar çalışması yapıyoruz. Hem o kişinin özel zevklerini dönük parçalar hem de onların gelişmesine yardımcı olacak müzikaller, opera eserlerinden bazı örnekler gibi partilerle başlayıp onları müzik konusunda eğitiyorum. Onun dışında profesyonel şarkıcı olup benimle çalışanlarda var. Konservatuvara hazırlananlar da var. Ya da konservatuvar mezunu olup şan tekniğini yeterince oturtamamış kişiler de bulunuyor.

AC: Kaç yaşında şan dersine başlanmalı?
ŞE: Çocukların mutasyon geçirmeden şan dersi almaları çok doğru bir şey değil. Ergenlik önemlerinde özellikle erkek çocuklarında ses değişimi çok belirgin oluyor. Ortalama 15 yaş ve üstü. Benimle 50 yaşında 55 yaşında şan çalışanlar da var. 15, 20, 25 yaşında da eğitim alıyorlar. Farklı amaçlarla gelenler de çok oldu.

AC: Ne gibi?
ŞE: Mesela sesinde hastalık olup tedavi amaçlı gelenler de oldu. Tabii doktor kontrolünde patolojik durumunun öncelikle belirlenmesi gerekiyor. Bazı şan egzersizleri var. U vokalli egzersizler onlarla o sesteki rahatsızlıkları gidermek amaçlı egzersizler yapıyoruz. Böylece tedavi etme yolunda da katkıda bulunabiliyorum. Ya da sesini doğru kullanamayan kişiler var. Bir öğrencim vardı. Kaygı terapistiydi kendisi. Sesini doğru kullanıp, daha naif tonlamaları daha doğru yaparak, hastalarına daha fazla yardımcı olmak istiyordu. Fakat sesini çok doğru kullanamıyordu. Aynı zamanda konferanslar, seminerler veriyordu. O seminerlerde de daha doğru konuşma doğru bir şekilde sesini kullanmak adına benimle çalışmalar yapmıştı. Sonrasında rahat bir şekilde sesini kullanabildi. Oyunculuk okuyan öğrencilerim de oluyor. Seslerini daha iyi kullanabilmek için eğitim alıyorlar. Düşünün tiyatro sahnesini en arkadaki seyirciye sesinizi duyurmanız lazım. Mimar Sinan Üniversitesi mezunuyum. Tiyatro bölümdeki öğrenciler şan dersi alırlar. Sanırım yeterli eğitim alamayanlar, daha fazla kendini geliştirmek isteyenler, aynı zamanda tiyatroda sesini iyi kullanmakla başlayıp müzikal şarkıcılığı öğrenmek isteyenler daha çok tercih ediyor. Aslında tiyatro sanatçıları müzikal de söyleyebilmeli. Yurtdışındaki sanatçılar gibi değil, bizde o konu maalesef çok zayıftır. Hatta ben öğrenciyken tiyatrocuların çoğu şan dersine girmek istemezler çok sıkılırlardı hatırlıyorum. Aslında çok önemli. Çünkü yurtdışında bunların hepsi bir bütün. Müzikal şarkıcılığını bir düşünün çok iyi dans etmeyi bilmelisiniz, sesinizi doğru kullanmayı bilmelisiniz, teatral sahne performansınız çok iyi olmalı hepsi bir arada olmak zorunda. Tabii bunlara ihtimam gösterenler çok farklı yerlere gelebiliyorlar. O kişisel de bir şey. Kendimi geliştireyim karşıma hangi eser çıkarsa çıksın o eserde başarılı donanımlara sahip olabileyim demek de insanın kişilik yapısına bağlı bir şey.

AC: Müzik yolcuğunuz nasıl başladı?
ŞE: Beni müzik yolculuğuna sokan kişi annemdir. Çünkü annem çocukluğumdan itibaren evde piyano çalıp şarkı söyleyen bir kadındı. Biz hepimiz onun sesiyle, onun plaklarıyla büyüdük. Annemin çok güzel 45’lik plakları vardı. Çok ciddi bir koleksiyonu bulunuyor. Eski İtalyanca parçalardan tutun da operalara, müzikallere kadar uzanıyor.

AC: Annenizin müzik bilgisi nereden geliyor?
ŞE: Annemin de bir müzik yolcuğu var. Çocukken konservatuvara girmeyi çok istiyor. Annemin anne tarafı eski İstanbullu baba tarafı da Ankaralı. O zaman Ankara’da yaşıyorlar. Eski konservatuvar Cebeci’de, o sokakta oturuyorlar. Annem çok yetenekli bir çocuk. Konservatuvar müdürü hatta dedemin de arkadaşı evlerine gelip ne olur kızınızı konservatuvara verin diyor. Dedem de mühendis ama nedense o zamanlar istememişler annemi konservatuvara vermeyi. Dedem onun yerine piyona almış eve Muammer Sun’dan piyano dersi aldırmaya başlamış. Annemin piyano dersi ile başlayan müzik yolculuğu sonrasındaki kendi merakı, ilgisiyle şans dersi almış. Annem 1945 doğumludur. O yıllarda bunları yapabilmiş. O zaman dedem gramofon da almış. Müzikler dinlermiş şarkıların sözlerini ezberlermiş. Annem nota sehpası kullanmadan bütün notları, şarkı sözlerini kafada tutar inanılmazdır. Bir yığın repertuarı vardır. Aklınıza gelebilecek her şey. Annem batıcıdır jazz söyler. Operatık parçalar söyler. Yıllardır Mersin Devlet Opera ve Balesinde polifonik korosunda söylüyor. Amatör olarak onu devam ettiriyor. Turnelere çıkıyorlar. Annem şuan 75 yaşında aktif şarkı söylüyor ve aile toplantılarımızda piyano çalar. Daha genç yaşlarında hatırlıyorum operadaki sanatçılarla bazı ortak projeler yapıldığında annem de jazz konserlerine dahil olmuştu. Biz annemin müzikleriyle büyüdük.

Soldan Sağa Foto: Şeniz Erdinç’in annesi Tansel Salluhi, Şeniz Erdinç

AC: Evde başka ne tür müzikler dinlenirdi?
ŞE: Bizim evde Türk Müziği de vardı. Bizim aile aslında müzikle iç içe. Aile de herkesin kulağı çok iyidir. Herkes sanatsever. Bizim aile toplantıları çok eğlenceli olurdu. Aslında esas o şekilde başladı. Biz de eğlence çok sevilir, misafir çok sevilir. Annem kocaman sofralar hazırlardı. Bize çok fazla yemekli misafir gelirdi. Yemek yenir içkiler içiler sohbetler edilir yemeğin sonuna doğru annem piyanonun başına geçer ondan sonra keyif başlar. Türk müziğinden tutun, tangolardan tutun napolitenlere kadar… Benim rahmetli en büyük amcam o da çok güzel tango söylerdi. Yumuşacık bir sesi vardı. İki ablam ve bir erkek kardeşim var. Herkesin müzikle ilgisi bulunuyor. En büyük ablam Deniz Mersin operasının polifonik korosunda annemle beraber yıllarca konserler verdiler. Şimdi de Boğaziçi Magma korosunda. Erkek kardeşimin sesi de çok güzeldir. Rahmetli anneannem de eski İstanbul kadınıydı. O da ud çalardı. Rumeli türküleri söylerdi. Bizim anne tarafı Selanik göçmeni. Benim büyükbabam anneannemin babası Balkan harbinde Türkiye’ye göç etmişler. Selanik’ten ağır ceza reisiymiş. Venizelos çok yakın arkadaşıymış ikisi de hukukçu olduğu için mahalleden arkadaşlar ve harp çıkacağı zaman işler kötüye doğru gidince Venizelos, Faik durumlar kötü sizin kaçmanızı yardımcı olacağım deyip büyükbabamı ve büyükannemi kendisi yolcu etmiş. Anneannemin bir ablası vardı Fazilet Feyzioğlu. Feyzioğlu ailesi de benim büyük teyzem tarafıdır. O bebekmiş harp çıktığında onu alıp kaçmışlar hatta anneannem bir hikaye anlatmıştı. Bebek için bez bohçaları varmış. Büyükannem mücevherleri için de bir bohça hazırlamış. Yanlışlıkla bebek bezlerinin olduğu bohçayı almış. Mücevher bohçasını o telaşla bırakmış. Büyükbabamı rahip cübbesi giydirerek kaçırmışlar. Hatta Sırpların olduğu bir evde bir gece konaklamışlar. Alt katta saklanmışlar. Büyük teyzem bebekmiş bir ara ağlamaya başlamış.Susturuncaya kadar büyük panik yaşamışlar. Çünkü yakalansalar onları yaşatmayacaklarmış. Türkiye’ye gemi ile başlayan yolculukları yürüyerek devam etmiş. Dedemin ayakkabıları paramparça olmuş. İlk Kayseri’ye yerleşmişler sonra İstanbul’a gelmişler.

AC: Aileler çocuklarındaki müzik yeteneğini nasıl anlarlar?
ŞE: Okul çağındaki çocuğun iyi bir müzik öğretmenin olması önemli. Müzik öğretmeni tarafından keşfedilen çok çocuk var. Aile anlamak istiyorsa müzikteki en önemli şey kulaktır. Kulağı olan insan enstrüman çalabilir ya da şarkı söyleyebilir. Tabii ailenin kulağının olması da önemli. Eğer ailede müzik yeteneği varsa çocuğun yeteneğini keşfetmek zaten hiç zor değildir. Hemen çocuğun yeteneği olup olmadığını anlarsınız. Mesela küçücükken çocuğun ritm duygusunu hemen anlarsınız. Bebekler müzik çalarken ritm eşliğinde sallanırlar. 4 ya da 5 yaşlarında bunu anlamanız daha kolay olur. Mesela bir çocuk bir şarkıyı söylemeye çalışıyor mu? O şarkıyı o çocuk doğru bir şekilde mi söylüyor? Doğru bir kulakla mı söylüyor? Bunu fark ettiğimizde çocuğunuzu yönlendirebilirsiniz.

AC: Eğer ailede sanatçı biri yoksa nasıl anlaşılır?
ŞE:Çocuklarını müzik eğitimi veren yerlere götürüp kulaklarına baktırabilirler. Bir kulak testi vardır. Bütün konservatuar sınavlarına girişte önce kulak sınavı yapılır, piyano üzerinde çocuklara tek ses basılır tek sesi mesela A diye vermesi istenir. Hangi sese basılırsa basılsın o sesin aynısını vermesi lazım çocuğun. Testin ikinci aşamasında aynı anda iki ses basılır. Üçüncü aşamasında da aynı anda üç ses veya dört ses basılıp bütün sesleri tek tek vermesi istenir. Bunun dışında bir melodi çalınır, aynısını tekrar etmesi istenir. Diğerinde ise ritm çalınır. El vurarak ya da kalemle ritm vurularak o ritmin aynısı yapması istenir. Bunları yapabiliyorsa çocuğun kulağı var demektir. Bunun daha basit yolu da konservatuvar girmek amaçlı değil de çocuğun müzikle ilgilenmesi amaçlı bir şarkı da söyletilebilir. Çocuğa bir şarkıyı baştan sona söyletebilir. Çocuk bir şarkıyı sesten sese geçmeden söyleyebiliyorsa onun müzik kulağı var demektir. Çocuğu dinleyen kişinin mutlaka kulağının olması lazım. En önemli mesele orada. Eğer sizin kulağınız yoksa anlayamazsınız. Mutlaka onu bilen birinin dinlemesi lazım.

AC: Aileler çocuklarının müzik konusunda yetenekli olduğunu keşfettiklerinde nasıl bir yol izlemeliler?
ŞE: Bir defa o çocuğun yeteneğini keşfettikten sonra doğru adrese gitmesi çok önemli. Mesela piyona dersi en kolay başlayabileceği bir enstrümandır. Tuşlu bir enstrüman olduğu için çocukların motor becerilerinin daha hazır olmadığı bir dönemde daha rahat adapte olabilecekleri bir enstrümandır. Keman gibi enstrümanlar daha virtiyozite isteyen enstrümanlardır. Konservatuvarda çok iyi kulağı olan kişiler mesela keman bölümüne alınır. Her enstrümanın farklı incelikleri vardır. Fizyolojik özelliklere göre de seçilir; ağız yüz yapısı veya el parmak yapısı mühimdir. Mesela çocuğun piyano çalmasını istiyorsanız iyi bir piyona hocası bulunmalısınız.

AC: İyi bir piyano hocası nasıl bulunur?
ŞE: O da bir şans meselesidir. Bir hoca bulmak istediğinizde araştırırsınız. O ailenin bir aile dostu vardır. Bizim çocuk şu kişiden piyano dersi alıyor çok memnun gibi. Kulaktan kulağa yayılan bir durum vardır. Birincisi doğru tekniğe sahip bir hoca ile çalışmak çok önemlidir. İkincisi hocanın pedagoji bilmesi gerekir. Çocuklarla doğru iletişim kurabilmelidir. Onlara eğitim verirken yumuşak dille eğitim vermeli. Her çocuğun psikolojisi farklıdır. Öğretmen öğrenciyle empati kurarak çalışmalı. Şan dersi veriyorum. Her yaştan insanla çalışıyorum. İnsan her zaman insandır. Benim şan derslerimin yarısı müzikle geçiyorsa yarısı da terapi gibidir. Anlamak, dinlemek, bakmak, vücut dili gözlemlemek, çözmek, zihnindeki karışıklığı çözmek önemlidir.

AC: Eğer çocukları müziği sevmiyorsa müziği sevdirmeleri için neler yapmalılar?
ŞE: Kesinlikle bir çocuk müzikle ilgilenmek istemiyorsa benim çocuğum piyano da çalısın benim çocuğum bale de yapsın dememek lazım. Bunun sebebi hem anne, hem babanın egosu oluyor. Genelde kendi içinde kalıp yapamadığı şeyi çocuğunda görerek tatmin oluyorlar. Bu yanlış bir şey. Çocuk müzik yapmak istemiyorsa zorlamamak lazım. Çocuğun yeteneği varsa çocuğu doğru kişilere yönlendirerek doğru insanlarla belli bir seviyeye getirirsiniz. Hatta yeteneği çok iyi ise hayatını o şekilde devam ettirmek ister. Bambaşka bir yol açarsınız. Çocuğa müziği sevdirmekse konu, bence her insan müziği sever. Çocukları çok küçük yaştan itibaren senfonik konserlere, çocuk müzikallerine götürün. Ergenlik çağına yakın yaşlara geldiğinde artık operalara gidebilecek bir eseri baştan sona dinleyebilecek keyif alabilecek hale gelebilir. Senfoni orkestralarının çok güzel konserleri oluyor. Çocuklar mutlaka bu konseri dinlemeli, mutlaka çok sesli müzikle kulakları dolmalı. Bana göre çocukların zihinsel gelişimi için ve hayatta bakış açılarını değiştirmek için kesinlikle klasik müzikle tanışmaları lazım.

AC: Şan eğitimi için nasıl yol izlemeliler?
ŞE: Bir insan şan eğitimi almak istiyorsa mutlaka bir müzikle ilgisi önceden vardır. Ve yeteneğinden emindir. Kulağı ve biraz sesi olan herkes şan eğitimi alıp sesini geliştirip istediği türde şarkı söyleyebilir. Şan eğitimine konservatuvara girmek üzere alıyorsa direk opera tekniğinde çalışıp opera repertuarı hazırlamalı. Onun dışında sırf kendisi daha keyifle şarkı söylemek için şan eğitimi alan çok öğrencim var mesela. Pop şarkıcısı da şan eğitimi almalı. Ben pop şarkıcılarıyla da çalıştım. Albüm çalışmaları da yaptım. Stüdyo kayıtları da yaptım. Kesinlikle profesyonel şarkıcı olan herkes şan eğitimi almalı. Birincisi bu bence. Nefes-ses kontrolü. İyi şarkı söylemek doğru pozisyonda şarkı söylemekle olur. Yani opera sanatçısı olmak isteyen insan başlangıçta sınava girmek için gene şan hocasıyla çalışmak zorunda. Bu konuda kendini ispatlamış teknik olarak iyi bir şan hocası seçmek birinci şart. Şan, opera bir hayat biçimidir. Sadece ses çıkarmak değil. Kesinlikle onun bir alt yapısı olmalı. İkincisi bu eğitimi almak isteyen insanın bir hedefi olmalı. Hedefe giden yolda çalışmak kadar insanın kendine öz güveni çok önemlidir.

AC: Günde kaç saat çalışılıyor?
ŞE: Yaptığınız işe göre değişir. Devlet Opera ve Bale sanatçısı iseniz hangi eserler konuyorsa o eserler prova süreci başladığından itibaren aldığınız rollere göre korrepetitörle çalışmaya başlanır. Sonrasında sahne provalarıyla orkestra eşliğinde müthiş yoğun bir tempoda çalışırsınız. Bu işi yapmak için çok düzenli bir hayatınız olması gerekiyor. Uykusuz olmamalısınız. Uykusuz bir gece geçirdiyseniz mesela ertesi gün sesinizde vücudunuzda düşüklük olabilir. Güncel yaşamınızda psikolojinizi o kadar sağlam tutmak zorundasınız ki bir gece önce çok canınızı sıkılıp hürgür hüngür ağlarsanız ertesi gün sesiniz çıkmayabilir. Psikolojiniz güçlü olmak zorundadır.

AC: Bir kere daha dünyaya gelseniz eğitimi alır mıydınız?
ŞE: Bir kere daha dünyaya gelsem zorluklarına rağmen aynı işi yapmak isterdim. Benim hiçbir şey Düşünmediğim tek yer sahnedir. Sahnedeyken dünya ile ilgili hiçbir şey düşünmem. O an beyniniz boşalır. En büyük meditasyon sahnedir bence.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.