Tüp Bebek Uzmanı Feriba Turhan’la Röportaj “Japonya’da Sabrı, Hindistan’da Evrene Hizmet Etmeyi Öğrendim”

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2020/05/IMG-20200519-WA0048-son.jpg

Tüp Bebek Uzmanı Feriba Turhan’la Röportaj
“Japonya’da Sabrı, Hindistan’da Evrene Hizmet Etmeyi Öğrendim”
Asıl mesleği Tüp bebek uzmanı. Japonya’da meditasyon, Hindistan’da yoga eğitimi almış. Pozitif enerjisi yaşamına yansımış. Feriba Turhan blogum için sorularımı yanıtladı.

AC: Tüp bebek uzmanısınız. Başarıyı yakalayabilmek için hangi eğitimleri aldınız?
FT: Ankara Üniversitesi Biyoloji bölümü’nden mezun olduktan sonra Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Histoloji ve Embriyoloji bölümünde yüksek lisans yaptım. Daha sonra Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji’de doktora eğitimimi tamamladım. Üniversite üçüncü sınıftan itibaren Ankara’da özel bir Tüp Bebek Merkezi’nde çalışmaya başladım. Önce stajyer olarak başladığım Tüp Bebek Merkezi’nde 7 sene çalıştım. Daha sonra Güven ve Medicana hastaneleri’nde sorumlu embriyolog olarak çalıştım. Türkiye’de, Kıbrıs’ta ve diğer ülkelerdeki Tüp Bebek Merkezlerinin kurulumlarında, laboratuvar işleyişlerinde danışmanlık hizmeti verdim. İş hayatımda laboratuvar kurumlarıyla ilgili görevler yaptım.

AC: Mesleğinizi nasıl seçtiniz?
FT: Benim zamanımda üniversite sınavına giriliyordu sonra da öğrencilerin aldığı puanlar posta yoluyla ev adreslerine gönderiliyordu. Grafik tasarım, kimya ya da istatistik alanlarıyla ilgili bir bölümde okumak istiyordum. Üniversite tercih formları geldiğinde tercihlerimi yaparken babam biyoloji bölümünü yaz dediği için eklemiştim. Açıkçası biyoloji bölümüne ilgim yoktu. Sonuçlar açıkladığında biyoloji bölümünü kazandığımı öğrendim. Üniversite’de biyoloji bölümünü okumaya başladım. Her sene yazın hangi dalda ilgim olduğunu araştırmak için mikro biyoloji, biyokimya ve genetik bölümlerinde staja gidiyordum. Staj yaparak mikro biyolojiyi mi yoksa mikro kimyayı mı daha çok sevdiğime bakıyordum. Üçüncü sınıfta genetiği daha çok sevdiğime karar verdim. Her zaman insan bedeninde ki iç yapılarının işleyişlerini merak etmişimdir. Genetik çalışmalar hoşuma gittiği için bir tanıdığımız aracılığıyla bir doktorla görüştüm. Görüştüğüm doktorun hem tüp bebek hem de genetik merkezi vardı. Önce Tüp Bebek Merkezi’nde staja başladım. Tüp Bebek’le tanışma hikayem böylece başladı.

 

AC: Hayat sizi Japonya’da meditasyon, Hindistan’da yoga eğitimine nasıl götürdü?
FT: Türkiye’de yavaş yavaş meditasyon eğitimleri almaya başlamıştım. Aslında yaptığımız çalışmalar bir sonraki adımımızı belirliyor. Japonya’da sabırlı bir şekilde kalabilmemi sağlayan etkenlerden bir tanesi meditasyon ve yoga pratiklerine ve eğitimlerine başlamış olmamdı. İlk gittiğim zaman kimseyi tanımıyordum. Sadece iş arkadaşlarım vardı. Japonya’ya gittiğimde adaptasyon süreci geçirdim. Japoncam yoktu. Japonya’da yaşamaya başladığımda en zorlandığım konulardan bir tanesi dil problemimdi. Kelimeleri anlamak için sürekli Google Translate bakıyordum. Japonya’daki evimin bir odası, bir mutfağı, bir de banyosu vardı. Küçük bir evde oturmak adaptasyon sürecimin uzamasına neden oldu. Adaptasyon sürecimin içinden kolaylıkla geçmemi sağlayan en kıymetli araç yoga oldu. Bu evreleri atlattıktan sonra yogaya sarıldım. Bir hafta sonu bir nehir kenarında düzenlenen yoga festivaline gittim. Festivalde kimseyi tanımadığım için kendi kendime derslere girdim ve vakit geçirdim. Orada Amerikalı bir hocanın dersine girdim. Çok muhteşem bir yoga dersiydi. Sonra  evime yakın bir Kundalina yoga stüdyosunda derslere girmeye başladım. Derste başım öne eğik hareketleri yaparken bir ses duydum. Bu sesi bir yerden tanıyorum dedi. Benim festivalde katıldığım Amerikalı eğitmendi. Hafta sonu gitmek için internetten bir Yoga Kampı buldum, içeriğinin Hz. Mevlana ile ilgili olması daha da heyecanlandırdı. Yazının en altına indiğimde gene benim Festival’de dersine girdiğim Amerikalı eğitmenin düzenlediğini fark ettim. Hocamın ismi yazıyordu. Amerikalı hocam bir kurs düzenliyordu. Bunun üzerine mutluluk içinde kayıt oldum. Kamp süresince eğitmenimiz sevgili Miles Maeda ile çoğunluk Japon ve dünyanın birçok yerinden katılımcılara Hz. Mevlana’nın öğretilerini paylaştık. Halen hatırladıkça tüylerim diken diken olur . Evrenin neresinde olursanız olun güzellikler sizleri birleştirir.

AC: Japonya’ya gitme öykünüzü anlatabilir misiniz?
FT: Tüp Bebek Merkezi’nde çalışırken başka merkezlere danışmanlık veriyordum. İki seneden beri herkese Türkiye’den başka bir ülkeye gideceğimi söylüyordum. Hangi koşullarda gideceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sadece gitmek istediğimi seslendirmeye başlamıştım. O dönemde Amerika’dan bir iş teklifi geldi. Aynı zamanda Dubai’den bir Tüp Bebek Merkezi’nden de teklif geldi. Amerika’daki iş teklifini kabul etmiştim. Fakat Dubai’le görüşmelere devam ediyordum. Ama başka iş teklifleri gelmeye devam ediyordu. Tüp bebek çalışmaları sırasında dondurma işlemi yaparken bir solüsyon kullanıyoruz. Bu solüsyonu ilk üreten bilim insanlarından biri olan Dr. Masa Kuwayama tarafından iş teklifi aldım. Bu iş teklifimin hikayesi şöyle;
Antalya’daki bir seminer sırasında bir tanıdığım vasıtasıyla kendilerine yardım etmemi istedi. Zaten kongreye gidecektim. Üç gün boyunca onlarla çalıştım. Antalya’da seminere katılan doktor arkadaşlarımla onları tanıştırdım. Dr. Kuwayama üç gün boyunca beni izlemiş. Normal şartlarda ona ulaşmak zordur. Üçüncü gün sonunda Türkiye’den ünlü bir kadın doğumcu ile toplantısı vardı. Benimde toplantıya katılmamı istedi. Hatta toplantı sırasında bana da sorular sordu. Dr. Kuwayama ile birlikte toplantıdan sonra beraber bir yürüyüş yaptık. Yürüyüşümüz sırasında bana yapmak istediklerimi sordu. Amerikalı bir şirket ile bir iş görüşmesi yaptığı söyledim. Bu arada yoga ve meditasyon eğitimleri almaya başlamıştım. Japonlarla ilgili kitaplar okuyordum. Bana aşağıya bak ‘Feriba’ dedi. Anlamadım açıkçası. Bacaklarımı kastediyormuş. Burada bir çiçek var. Bu çiçeği güneşe koyarsan bu çiçek açar, büyür gelişir dedi. Ama bu çiçeği alır gölgeye koyarsak iki gün sonra çürür dedi. Sen akıllı birine benziyorsun bana doğru yürü benimle çalış dedi. O zaman baya heyecanlanmıştım. Teklifi için teşekkür ettim. Onlar sonra ülkelerine döndüler. Ben de Ankara’ya döndüm. Üç hafta sonra kararımı verdim ve Japonya’ya mail attım. Süreç çok hızlı ilerledi. Ben üç ay içinde kendimi Japonya’da buldum. Japonya hikayem böyle başladı. Benim çalışma iznim çıkmadan önce Dr.Kuwayama ve ekibi beni misafir etmek istedi. Gel Japonya’yı gör dedi. On günlüğüne Japonya’ya gittim. O on gün benim unutamayacağım günlerinden biriydi. Japonya’daki işimden bahsetmek istiyorum. Japonya’ da çalıştığım firma Yumurta, embriyo dondurma-çözme solüsyonlarını üretip tüm dünyadaki Tüp Bebek Merkezlerine eğitim vererek satışını yapıyor. Japonya’da bu solüsyonu üretip bütün dünyadaki laboratuvarlara satıyor. Üretim, kalite kontrol, satış, eğitim ve deney birimleri var.
Benim iş tanımım üretim biriminde çalışırken asıl görevim solüsyonun tüm dünyadaki embriyologlara çalışma prensibini öğretmekti. Aynı zamanda Japonya da olduğum zamanlarda da Dünyada Piezo-ICSI maniplatörünü kullanarak çekirdek transplantasyonu üzerinde çalışıyordum. Kısaca açıklayacak olursam; yaşlı veya oosit ile sıkıntısı olan kadının çekirdeğini mekanizması elektrik vererek çalışan bir maniplatör ile çıkartıp, yerine genç oositin çekirdeği ile yer değiştirme temeline dayalı bir deneydir. Böylece yumurtaya daha az hasar vererek ileri yaş veya rutin Tüp bebek tedavisi ile gebe kalamayan hastalar için bir umut kaynağıdır.
İçinde bulunduğumuz bu zorlu süreç bitiminde de önce kendi ülkemde daha sonra tüm dünya’ da bu yeni teknolojinin kullanımında benimde desteğim olacaktır.

AC: Japonya size neler kattı?
FT: Japonya denilince aklıma sabır geliyor. Döve döve de olsa sabrı öğreniyorsunuz. Örneğin bir kahveyi almanız için en az 15 dakika beklemeniz gerekiyor. Doğa ananın gücünü, mevsimlerle, geceyle-gündüzle insan bedenin ritmini ve uyum sağlamasını, sadeliği öğrendim.

AC: Hindistan’a gitme öykünüzü anlatabilir misiniz?
FT: 4 yıla yakın bir süre Japonya’da kaldım. Çok seyahat ettiğim için sağlık problemleri başlamıştı. Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Türkiye’ye dönünce uzun süre sahillerde gezdim. Sık sık hem Yoga Eğitimleri hem de gezmek için Hindistan’a gidiyordum. Yine bana iyi gelecek olan Hindistan’a gitmeye karar verdim. İki ay boyunca daha Önce aldığım Kundalini Yoga eğitimini tamamlayıcı Klasik Tantra-Mantra-Kundalini eğitimini tamamladım.

AC: Hindistan’daki yaşam biçimine nasıl adapte oldunuz?
FT: Adaptasyon kişiye bağlı. Evren önümüze fırsatlar çıkarıyor. Öncelikle onun farkına varmanın ilk adım olduğuna inanıyorum. Mesajı alıp bir şeyle başlamak. Bu yoga olabilir, meditasyon olabilir, dua olabilir. O an sizin karşınıza ne çıktıysa ve size ne iyi geliyorsa onla başlayıp pratik yapmak. Nasıl uyandığımızda hemen dişimizi fırçalıyoruz. Alışkanlık ya da bağımlılık gibi anlaşılmasın. Yaptığın meditasyon yoga pratiği de bir süre sonra o hale geliyor. Pratik yaparak olanı olduğu gibi görmemizi sağlıyor. Yaşamda Klasik Tantra öğretisinin de söylediği gibi bize gelene ne kadar çok adaptasyon sağlarsak aslında dengemize ve merkezimize dönmemiz o kadar kolaylaşır. Bu süreçte hepimiz farklı şekilde uyum sağlıyoruz. Hatta bir günümüz bir günümüze uymuyor. Ancak uyguladıklarımızı bir bütün olarak görüyorum. Yaptığımız her pratik bizi bugünlere hazırlıyor. Koşulları ona göre değiştirmemizi sağlıyoruz. Kısacası olanı olduğu gibi kabul edip, hayal dünyamızda dolanmayı seviyorsak bile oradan bir an önce çıkıp gerçeğe adım atmamızı sağlıyor. Hindistan’a adaptasyonum çok zor olmadı. Çok istediğim ve mutlu olduğum şeyi yapmak için oradaydım. Japonya’ dan sonra özellikle Hindistan tam bir şok olabilirdi benim için, uyuduğun yerler, yemekler, sokaklar, koşullar tamamen farklı idi, gürültünün içinde ki huzur, düzensizliğin içinde ki sakinliği, kilitsizliğin içinde ki güveni, kirliliğin içinde ki lezzeti. Bir de Hindistan’da gittiğiniz şehir ve kaldığınız yerler çok önemli. Yine size bağlı neyi nasıl görmek istediğinizle bir başkası alışık olmadığı bir durumda tüm kaldığı süre boyunca şikâyet etmekle geçirebilir. Benim tercihim güzelliklerin tadını çıkartmak oldu. Ben ormanda, deniz kenarında kalabilirim. Doğa ile ilgili kirlilik beni rahatsız etmez.

 

AC: Bu dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
FT: Bu süreci olumlu yöne doğru çevirmek isterim. En zorlandığım kısım Türkiye’de ,Ankara’da kalmam oldu. Covid-19 olayının çıktığı gün Dubai’ ye oradan da başka bir eğitim için Nepal’e seyahat edecektim. Şimdi nedenini anlıyorum ve şükür ediyorum. Annemin ve babamın bu süreçte bana ihtiyaçları olduğu için, onlarla daha fazla zaman geçirmemi sağladığı için gidemedim belki de kim bilir.

Her zaman önce insan kendine iyi bakmalı, bedenen, kalben, zihnen, ruhen. Önce kendine hizmet etmeli, okuduklarıyla, dinledikleriyle, pratikleriyle beslemeli nefesini, kalbini, ruhunu.
Daha sonra en yakınlarına, oradan imkânı varsa ihtiyacı olanlara, oradan tüm canlılara, doğa anaya ve tüm evrene hizmet etmeli.Bu süreç benim için tam anlamıyla geçmişle kaygılanmadan, gelecek için korkmadan zihnimin daha da berraklaştığı, kalbimin genişlediği ve ruhumun bir oda içerisinde bile özgürleşebileceğini anladığım bir dönem oldu.Umarım tüm insanlığın hırslarını, egolarını güzelliğe dönüştürerek tüketimden çok üreterek tüm canlılarla, doğa anayla ve evrenle paylaşarak hep beraber sağlıklı, huzurlu, mutlu bir yaşam süreriz.Ve sürekli hatırlayalım, hatırlatalım güzellik dinamiktir, paylaştıkça çoğalır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.