Üniversite’de Sevdiğim Şarkılara Hikayeler Yazardım…

https://aybencumali.com/wp-content/uploads/2021/08/IMG_3286-1280x1706.jpg

Ece Gamze Atıcı 6 Mayıs 1978’de İstanbul’da dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olan yazar öğrencilik yıllarından itibaren edebiyat çevirileri, sinema ve müzik yazıları yazmaya başladı. İlk çevirisi Philip K. Dick’in romanı ‘Ubik’, öğrencilik yıllarında 6.45 tarafından yayımlandı. YKY, Cogito, Sanat Dünyamız ve Kitaplık için çeşitli makale çevirileri yapan yazar; Sinema, Altyazı ve Lull gibi dergilere de sinema ve müzik yazıları yazdı.Galatasaray Üniversitesi’nde İletişim Stratejileri ve Halkla İlişkiler yüksek lisansını tamamladıktan sonra İspanya’ya gitti ve Salamanca Üniversitesi’nde Çağdaş İspanyol Edebiyatı dersleri aldı. döndüğünde Doğan Burda Dergi Grubu’nda, Hello Dergisi’nde dış haber editörü olarak çalıştı. İlk romanı Nar, 2011 yılında yayımlandı. Baş kahramanının yazarına kafa tuttuğu ve ikisi arasındaki çekişmenin konu edildiği, post modern edebiyatın mihenk taşlarından biri olarak değerlendirilen ikinci romanı Adem Aynası ise 2013 yılında okurla buluştu. Aynı dönemde Akşam Gazetesi’nin hafta sonu eki olan Trend’de hikayeler yazmaya başladı. ‘Çay İçmek Zamanın Akışına Müdahaledir’, ‘Dünya Zaten Gözünü Kapattığında Yok Olan Bir Gezegen’ ve ‘Günseli’, bahsi geçen öykülerden bazılarıdır. 2016 senesinde kara mizah türündeki kitabı ‘Edepsizin El Kitabı’ ile karşımıza çıktı. Bu kez de daha önce romanlarında görmeye alışkın olduğumuz mizahın ham haliydi ‘Edepsizin El Kitabı’. Zamanının tümünü roman yazarak geçiren ve en sevdiği öğünün kahvaltı olduğunu her kitabının başında dile getiren yazar İstanbul’da yaşıyor. Doğan Kitap etiketiyle çıkan dördüncü romanı ‘Aile Geleneği’ ile adından övgüyle söz ettiren yazar Ece Gamze Atıcı ile hayat ve yeni dünya hakkında blogum için konuştuk.

AC: Her kitabınız sizin için değerlidir, ama sizde yeri başka olan kitabınız hangisidir? Neden?

EGA: Evet, her kitap değerli tabii. Hangi kitabı yazıyorsam ya da yeni yayımlanmış olan hangisiyse en kıymetli olan da o oluyor aslında. İçinde bulunduğum, henüz uzaklaşmadığım kitap diyebilirim bu soruya. Ama sorduğunuz soru bana başka bir şey düşündürdü. Yazdığım karakterler arasında unutamadığım, hatta ara sıra özlediğim biri var. Ara sıra onun sesini duymak istiyorum yeniden. O da Adem Aynası’nın başkahramanı Baki Yıldız. Kendisi roman kahramanı olduğunu bilen roman kahramanım yani. Onun dünyaya, insana bakış açısı o kadar umut vericiydi ki onun sesinin duymayı, onun sesi olmayı sahiden özlüyorum.

 AC: Bir kitap yazmaya nasıl başlıyorsunuz? İlhamı nereden alıyorsunuz? Konusu nasıl ortaya çıkıyor?

EGA: Ben çoğunlukla karakter üzerinden düşünüyorum. Genelde bir karakterle başlıyor her şey. Yani önce bir anlatıcım oluyor. Onun meramını çözmeye çalışıyorum. Hazır Baki’den söz etmişken ondan örnek vererek devam edebilirim. İlk romanım Nar’ı yazarken, kitabın sonlarına doğru kısa bir paragraf belirdi zihnimde. “Adım Baki benim. Baki Yıldız. 42 yaşındayım. 8 yıldır 42 yaşındayım, zira ben bir roman kahramanıyım.” O kadar heyecanlandım ki hemen yeni bir word dosyası açıp bu satırları yazdım. Hatta kendi kendime şunu dediğimi hatırlıyorum: “Baki, şimdi seni buraya yazamam, yani Nar’ın içine… Burası çok kalabalık ve belli ki senin söyleyecek çok sözün var.” Sonra, Nar bittikten sonra Baki’nin bu satırlarını düşünmeye başladım. Sekiz yıldır 42 yaşında olan ve bunun farkında bir roman kahramanı. Demek ki yazarıyla sorunu var. Yazarı onu yazıp terk etmiş olmalı. Bitirmemiş. Yani bu roman yazar ve yarım bırakılmış başkahramanı arasında geçecek. Tanrıyla insan arasındaki çekişme gibi. Peki, Baki ne ister diye düşünmeye başladığımda zaten romanın çatısı da oturmaya başlamıştı. Tamamen her şey kafamda oturunca da ki bu da yıllar sürüyor.  Masa başına geçip yazmaya başladım. Ana hatlarıyla kafamdaki kurgudan uzaklaşmadım. Ama yolda beni şaşırtan, sevindiren ve ilk baştaki hayalimden daha iyi yerlere götüren sürprizler oldu. Tabii her kitabın yazılış öyküsü farklı. Bu, Adem Aynası’nın yazılış hikayesiydi. Nar’ınki ise bambaşka. Üniversite yıllarımda küçük hikayeler yazdığım bir defterim vardı.  Sevdiğim şarkılara hikayeler yazıyordum, şarkıların sözlerinden tamamen bağımsız. Leonard Cohen’in Famous Blue Raincoat şarkısını çok severim. Ona da bir hikaye yazmıştım. hikayenin son cümlesi “Keder fena halde bulaşıcıdır” olmuştu. Yıllar sonra o cümle Nar’ın giriş cümlesi oldu ve o da kitabın konusunu verdi bana. Dünyanın doğusunda keder salgını vardı. Aile Geleneği’ni başta Adem Aynası’nın devamı olarak düşünmüştüm. Oradaki karakterler çok baskın olduğu için beni elimden tutup hiç beklemediğim, hatta hala korktuğum tekinsiz yerlere götürdüler. Ama kesinlikle başta hayal ettiğimden daha iyi bir yere çıktı yolun sonu.

AC: Kitaplarınızı yazarken sizi etkileyen bölümler oluyor mu?

EGA: Oluyor. Onu yazarken de hissediyorum, kitap bittikten uzun süre sonra da. Hayatınızda iz bırakan sevgililerle yaşanan unutulmaz anlar gibi oluyor o biraz. Her şey bittiğimde geriye o satırlar, o anlar ve hissi kalıyor. Zaman silmiyor yani o kısmı. Aile Geleneği’nden öyle çok sahne var aklımda. Aynı zamanda da kalbimde. Sonlara doğru Aslı karakterinin balkondan sabah ezanını duyduğu sahne mesela. Hayatla arasına giren engel kalkmıştı sanki karakterin. Aslı’nın dönüşmeye başladığı, romanın da kırıldığı yerdi orası. Bir de cinayetin çözüldüğü sahne. Finali yazmak için arkadaşımın evine gitmiştim. Yer değiştirmem gerektiğini hissettim çünkü. Salonda, masadayım. Ama tamamen hikayenin içindeyim. Katili biliyorum, ne yazacağımın farkındayım yani. sahneyi yazıyorum. Hikmet Ailesi’nin evinde, mutfaktayız bu arada. Suç mahalli yani. Birden kapı çaldı. Hikayede oluyor bu. Ve gelen kişi romanın sonunu, bütün suçu, cinayeti her şeyi değiştirdi. O anki şaşkınlığımı, içimdeki ürpertiyi, coşkuyu ve heyecanı anlatamam. Çünkü bu kararını beklemiyordum. Yani final beni de çok şaşırttı. Korkarak ve haykırarak masadan kalktığımı, koridorda biraz yürüyüp sakinleşip yeniden masaya döndüğümü hatırlıyorum. Unutulmaz bir andı benim için. Yazarını bu kadar şaşırtan bir final okur için de ilginç olacaktır diye düşünüp sevinmiştim.

AC: Okurlarınızdan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

EGA: Aile Geleneği söylenmeyen, söylenmesi sakıncalı olan birçok konunun konuşulduğu bir kitap oldu. Okurlardan aldığım yorumlar çoğunlukla bu yönde. Nar ve Adem Aynası da okurlarla çok özel bağlar kuran kitaplar oldu. Baki’yi tıpkı benim gibi özleyen okurlar olduğunu biliyorum. Devamını yazmamı isteyenler oluyor. Nar da aynı şekilde. Ben okurlara tanımadığım dostlarım diyorum. Bunu dememin sebebi var. Birbirimizi görmeden birbirimize dokunuyoruz. Zamansız ve evrensel biçimde. Çok eşsiz, kendine has bir ilişki şekli yazarla okur arasındaki. En unutamadıklarımdan biri şuydu; o kadar kendinize has bir üslubunuz var ki sanki bana ismimle mektup yazmışsınız gibi demişti. Daha ne olsun ki?

 

AC: Her yazarın kendi yazma alışkanlıkları, olmazsa olmazları vardır. Sizinkiler neler? Nasıl bir ortamda yazmayı tercih edersiniz?

EGA: Benim için öncelikle sessiz ve sakin bir ortam gerekiyor. Bu alemden başka bir aleme geçerken dikkatimin dağılmaması gerek. Şaka bir yana kafamın içindekinin gerçeğe yaklaşması için sahiden sessizlik şart. Kendi evimde olmayı tercih ederim. Onun dışında çok da fazla bir şeye ihtiyaç duymuyorum. Her kitap için çalışma saatlerim, çalışma sürem de değişiyor. Kitabın, anlattığım hikayenin ve benim ruh halime göre değişiyor. Ama sürekli aynı odada da yazmam mesela. Evin çeşitli odalarında çalışmaktan hoşlanıyorum. Mesela bu soruları mutfak masasından yanıtlıyorum.

AC: Aile Geleneği’nden sonra bir roman daha yazdığınızı biliyoruz. Ondan biraz bahseder misiniz?

EGA: Evet. Aile Geleneği’nin bitirir bitirmez başka bir romana başladım. Yepyeni ve bambaşka bir sese ihtiyacım vardı. Sonra yeniden Aile Geleneği’ne dönüp son düzeltmeleri yapacaktım. Uzun bir seyahate çıkıp eve dönmek gibi. Eski yazdığım öyküleri karıştırırken küçük bir çocuğun ağzından olan bir hikayenin sesi hoşuma gitti. Orada daha uzun durabileceğimi fark edip çalışmaya başladım. Sekiz yaşında bir çocuk anlatıcı var bu sefer. Onun ağzından aile hayatını dinliyoruz. Başına hiç beklenmedik bir şey geliyor. Onunla birlikte ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz biz de. Yazması inanılmaz zevkli ve heyecanlıydı. Umarım okurlar da hislerimi paylaşır.

 

Fotoğraflar: Çiğdem Karşıgil Argan

 

 

 

 

 

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.